scorecardresearch.com Hayal ürünü ölümler ülkesi - deniz aydın - Radikal Blog

Hayal ürünü ölümler ülkesi

13.09.2013 08:50:44
A+ A-

Birkaç gün evvel TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin buyurdular: “...Osman Bey’den başlayacağız 2. Abdülmecid’e kadar geleceğiz. Bu çizgi filmle çocuklar tarihimizi öğrenecek. Ancak diğer çizgi filmlerde hayal ürünü varlıklar, uçanlar, kaçanlar, uzaylılar, doğaüstü yaratıklar var. Bu çocuklar için tehlikeli”.

Devletümüz ne eylerse güzel eyler elbet (cCc TeRaTe Reyiz cCc). Lâkin elde değil, Hakiki İbrahim Paşa'nın uçanlar kaçanlar temalı brifingini okuyunca aklıma 'Yasaklar' kabaresi geldi. Tevellütü 1980 +/- 5 yıl olanlar minik kelebeğe özgürce uçmasını salık veren şarkı sözlerinin nasıl değiştirildiğini anımsayacaktır:

 

 

“Minik minik minik kelebek, minik kelebek, minik kelebek

Dur sakince uçmak ne demek, uçmak ne demek, uçmak ne demek

Fazla gezinme git bir dalda dur, git bir dalda dur, git bir dalda dur

Kanat çırpmadan yerinde otur, yerinde otur sen otur”

Yine aklıma geliveren birşey daha var, acaba çocuklar ve hatta yetişkinler için esas tehlikeli olan hayal ürünü çizgi filmler mi yoksa lokum, rakı, şiş kebap gibi Türkiye'nin meşhur bir kültürel varlığı ve geleneği haline gelen hayal ürünü ölümler mi? Ruh ve vicdan sağlığımızı tehdit edip bizi neredeyse aşağıda betimlediğim derecede çarpık algılamalara zorlayan hayal ürünü ölümlerle dolu hafızamız:

Afyon’da erler şaka olsun diye el bombalarını karpuz gibi birbirlerine fırlattı.

Reyhanlı’da tüp patlamış olabilir.

Uğur Mumcu’nun aracı da LPG’liydi zaten.

Metin Göktepe saklambaç oynarken duvardan düştü.

Madımak Otel’dekiler kibritle oynarken yangın çıkardı.

Ceylan Önköl havan topu mermisiyle çelik çomak ve belki kriket, hatta curling oynamaya kalktı.

Hrant Dink’in katlinin ardında örgüt bağlantısı bulunamıyor, kız meselesi olduğunu açıklayabilirler.

Abdullah Cömert gaz kapsülüne kafa attı.

Mehmet Ayvalıtaş önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakmadan karşıdan karşıya geçti.

Ethem Sarısülük eylemciler tarafından telekinezi yoluyla polis memurunun bileğine isabet ettirilen taş yüzünden kaza kurşununa kurban gitti.

Bir Kürt olarak bittabi doğaüstü yeteneklere sahip olan Medeni Yıldırım o esnada David Copperfield gibi göklerde süzüldüğünden havaya ateş açıldığında sırtından vuruldu. (Ülkemizdeki Kürtler’in uçmanın yanı sıra görünmez olma yetileri de vardır, gözaltına alındıklarında ortadan kaybolup paralel evrene geçebilmektedirler.)

Ali İsmail Korkmaz’ı arkadaşları severken öldürdü.

Ve son olarak Ahmet Atakan çatıdan balıklama atladı.

İşte bu ahval ve şerait içinde insanların Ahmet Atakan'ın vefatını "Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü" basitliğinde kabullenmemesini, otopsi raporlarına kolayca inanmamasını yadırgamamak gerek. Deveye boynun eğri demişler, nerem doğru demiş misâli.

Öte yandan diyelim ki Ahmet polisin hiçbir doğrudan müdahalesi olmadan sahiden kaza sonucu hayatını kaybetti. O zaman devletümüz bu ölümün mesuliyetinden tamamen muaf olur mu? İnşaat işlerinde şöyle yasal düzenlemeler vardır (ne kadar uygulanır oldukları apayrı bir tartışma konusu, ama idealde vardır): İşveren kazaya ve ölüme sebebiyet verebilecek tehlikeli bir ortam kurduğundan (uçan kaçan vinçler filan) şantiyede meydana gelebilecek her türlü kazadan had safhada sorumlu tutulmalıdır. Aynı mantığı bu vakaya da uygulamak mümkün. Asayişi sağlamakla mesul kolluk kuvvetleri bizzat güvensiz bir ortam yaratıyorlar: havada fişekler, plastik mermiler uçup kaçıyor, gazdan göz gözü görmüyor, sokak aralarında vızır vızır akrepler tomalar geziyor, insanlar çekyatla barikat kurmak, tomanın girmesini engellemek için sokaklara zift dökmek zorunda kalıyor. Yetmez gerçi, anayasal hakkını kullanıp protesto gösterisi yapan malum şahısların ellerine cetvelle de vurmak gerek. Bu koşullarda zaten o ortamdaki insanlar şans eseri, Allah'a emanet yaşıyor demektir. Dolayısıyla sormadan edemiyorum, Ahmet'in kaybına "İsveç'in Malmö kentinde şirin bir balkonda semayı seyre dalmışken başı dönüvermiş" kabilinden yaklaşmak ne kadar hakkaniyetlidir?

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

emeğine sağlık -

Bu yazı belkide hep kafamızda olan ama söylemekten yorulduğumuz cümleleri yansıtıyor.Ama yazmak iyidir hala devletin görmek isteği gibi olayları yorumlayarak topluma bu şekilde yansıtması kadar kötü birşey olamaz.Toplumun bu 2 kutba ayrılması ve direnişin tarafı olan kesimdeki ölümlere bile aldırmayan iğrenç bir zihniyetle yaklaşmalarını kınıyorum.Bu sistemde insanlar hergün polisin attığı gaz fişiği ile az sayıda kişi ölüyorsa dışardaki dünyada işçiler hergün belki her saat ölüyor.ARTIK ÖLMEK DEĞİL YAŞAYIP DİRENME ZAMANI....

0 0
bu kanın altında boğulacaksınız -

kazayla ya da kazasız ölmesi sizin için farketmiyor. sizin için önemli olan ölmüş olması.ne de olsa ölmeyenin haber değeri olmuyor.hatta yaralananın bile.ölürse sizin için biçilmiş kaftan.bu gençlerin arkasındaki karanlık (pek de karanlık değil ya)güzlerin medya ayağı sizler.çekin bu gençlerin üzerinden kanlı emellerinizi.kanla beslenmeyi bırakın.illa kan görmek istiyorsanız suriyeye gidin, mısıra, ıraka gidin.bu ülkeyi o kanlı senaryolara dönüştüremeyeceksiniz. buna sizin de, esed'in de chp nin de gücü yetmeyek, hepiniz bu kanın altında boğulacaksınız.

58 17
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.