scorecardresearch.com HAYVANSEVERLİK: BİR HAYVAN HAKLARI SAVUNUCULUĞU MU? - Sedat Gündoğdu - Radikal Blog

HAYVANSEVERLİK: BİR HAYVAN HAKLARI SAVUNUCULUĞU MU?

02.11.2012 11:38:59
A+ A-

Karl Popper'a göre bir iddianın doğrular yardımıyla doğrulanmaya çalışılması, o iddia ile ilgili doğrulara odaklanılıp iddianın barındırdığı çelişkileri ve yanlışları görmemizi engeller. Son zamanlarda yapılan hayvan hakları tartışmalarında tam da bu durum yaşanıyor.

 

5199 sayılı kanun ile ilgili değişiklik tasarısı gündeme geldiğinde kopan hengâme ve meydana gelen protesto silsilesi, hayvan severliğin güçlendiği izlenimini yaratabilir. Nitekim taslağın geri çekilmesi bunun göstergesi.  Ancak bu durum, hayvan hakları algısındaki açmazı ortaya çıkarması bakımından da hayli ilgi çekicidir. Çünkü hayvan hakları savunuculuğu gibi doğru bir yönelimin yanlış argümanlarla doğrulanmaya çalışılması hayvan hakları algımızın aslında ne kadar da sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle doğrudan ya da dolaylı olarak "petshop" denilen ticari amaçlı hayvan pazarlarından satın alınan hayvanlar ile protesto gösterisinde boy gösteren, görece toplumun daha modern ve daha eğitimli kesimini temsil eden kalabalık, hayvan hakları savunuculuğu eyleminden ziyade bir hayvan güzellik yarışması organizasyonu izlenimi vermişlerdir. -alanlardaki Atatürk bayraklı endişeli modernleri göz ardı ediyorum zira onların derdi konumuzun dışında- Büyük çoğunluğu yasadışı yollarla ülkeye sokulan ve yasal boşluklar ile denetimsizlikten kaynaklı olarak kolayca kayıt altına alınmış gibi yapılan hayvanlardan oluşan petshop "piyasası" bir bakıma bu eylemler vasıtasıyla da aklanmıştır diyebiliriz. İşte tam da bu sebeple yasa tasarısının anlamsızlığını değil de hayvan hakları savunuculuğunun bu çelişkisini tartışmak zorundayız. Çünkü bu çelişki, bünyesinde, izahı mümkün olmayan kötü barınak şartlarını, hayvan severlikle doğru orantılı olarak artan sokak hayvanı sayısını, artan hayvan sever popülasyonunun beslenecek hayvan ihtiyacını arttırmasını ve bir de buna zemin hazırlayan hayvan alışverişinin ülkemizdeki denetimsizliğini barındırıyor. Tüm bunlar bir araya geldiğinde çetrefilli bir hayvan severlik-hayvan hakları çelişki yumağı meydana geliyor.
 
Bunun neden bir çelişki yumağı olduğuna şöyle bir göz atalım: Yasa tasarısını protesto eden hayvan hakları savunusu iddiasındaki STK'ların itiraz metninde, değişiklik taslağında, evde beslenecek hayvan sayısını sınırlandırmak suretiyle Anayasa'daki mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına yer verilmiştir. Bu eşya ile canlı arasındaki ayrımdan bihaber olunduğunun ispatından ve negatif deneyciliğin kötü bir örneğinden başka bir şey değildir. Eşyanın üzerindeki bireyin mülkiyet hakkı olgusu üzerinden evcil hayvan besleme ile ilgili taslak maddesini eleştirmeye çalışmak kendi ayağına kurşun sıkmaktır. Yine itiraz metninde yasa taslağı ile önerilen güvenli toplama alanlarının yanlışlığının belirtilmesi isabetli bir eleştiriyken, hayvan severlerin istedikleri sayıda hayvanı kendi toplama kamplarına hapsedebilmesini savunmak da o derece isabetsizdir.  İtiraz metninin göze çarpan diğer bir çelişkisi de kanun taslağında kedi köpek dışındaki evcil hayvanlardan bahsedilmediği gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Özellikle yasadışı hayvan ticaretinin baş aktörü olan maymun, sürüngen, tropik balıklar ve kuşlar gibi hayvanlar yasa tarafından kapsam dışında bırakılmıştır. Kaldı ki bu hayvanlar yasadışı hayvan ticaretinin de baş aktörüdürler. Bu konudaki eksikliğe atıfta bulunulmaması hayvan severlik algısının sınırlarını da gözler önüne sermektedir.
 
Hayvan besleme arzusu kontrol altına alınması gereken bir arzudur. Kontrol edilmediği müddetçe tahakküm güdüsünün esiri olma potansiyeli taşır ki bu da hayvanların birer birey olduğu iddiasıyla taban tabana çelişir. Bu arzu patlamasıyla ev gibi tamamıyla insana hitap eden ve bir hayvanın doğasıyla asla uyuşmayan kapalı bir mekâna hem de suni şartlarda ve ticari amaçlar için üretilmiş bir hayvanı hapsetmek izahı mümkün olmayan bir duygu patlamasıdır. Sırf ev hayatına ya da kendi yaşadığımız çevreye uyum sağlasın diye insanın doğaya tahakkümünün bir ürünü olan itaat ettirme kültürünü eğitim adı altında hayvanlara dikte etmenin hayvan severlikle uzaktan yakından alakası yoktur. Büyük çoğunluğu yasadışı yollarla ülkeye sokulan hayvanları satın almak, satmak ya da bunu özendirmek bu hayvan piyasasını ayakta tutan yegâne etkendir. Son dönem moda söylemi olan otoriterlik hastalığının hayvanlar üzerindeki tesirine bakılmak isteniyorsa bunun için etrafımızda, oturup kalkmayı öğrenmiş köpeklerin sahipleriyle olan ilişkilerine bakmak yeterli olacaktır.


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.