Makbul Hocaefendi'den Maktul Hocaefendiye -4

22.03.2016 09:28:54
A+ A-

Galat-ı meşhur olarak kayyum yasalarla belirlenen bazı durumlarda, başkasına ait bir işi görmek veya bir malı idare etmek için tayin edilen kimse verilen isimdir. Ayrıca bu kimseler kamu çalışanı sayılmakla beraber aldıkları maaşlar yaklaşık 80 küsur asgari ücret gücünde olup toplumun her kesimi tarafından göz dolduracak mahiyettedir.

*

Hükümet, cemaatin ekonomik can damarlarına darbe vurmaya devam ediyor. Kaynak, Koza ve son olarak Boydak Holding'e kayyım atandı.

Yine Cemaatin basın yayın organları son olarak ise Zaman gazetesi kayyıma devredildi. Dış politikada olduğu gibi iç politikada çok hareketli dönemlerden geçiyoruz.

Operasyonlar tüm hızıyla sürerken siyasi mi hukuki mi olduğu tartışılmaya devam ediyor.

Hakeza Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cemaati "paralel" bir sistem kurup devleti ele geçirmekle itham ediyor.

Cemaat kısa vadede işin kaybeden tarafında. Ancak bana göre, uzun vadede daha büyük kayıplar verecek.

Öncelikle şöyle ifade edeyim; Gülen grubu, temelini risalelere, Said Nursi ye atıfta bulunarak toplumun teveccühünü kazanmış olmakla beraber bu müteveccih insanların himmetleriyle bugün bulunduğu ekonomik noktaya ulaşmıştır.

 Bu ekonomik gücün yanında siyasi alanda tavrını her zaman kazanmaya en büyük namzetten yana tavır koyarak,  artık İslami terminolojiye göre  "cemaat" olmadığını her renkten her dinden insanın bir araya geldiği "hümanist" bir oluşuma dönüştüğü ifade edilmekle beraber STV' de kendi tabanının Cemaate olan biat'ının sarsılmaması hatta daha güçlü bağlarla devam etmesi için "Beşinci Boyut", "Sır Kapısı" gibi diziler yayınlamaya devam ediyordu.

*

Mesela 28 Şubat döneminde Refahyol hükümetinin istifa etmesi gerektiğine dair beyanları dönemin gazetelerinin manşetlerinin süslemiş ancak Fethullah Gülen yine de ABD'ye kaçmaktan başka bir yol bulamamıştı.

1990 lı yıllardan Ak Parti hükümetinin ilk iktidar yıllarına kadar devletin en büyük hedefi laikliğin düşmanı olarak gördüğü dindar Müslümanlar olmuştu. İrtica bahanesiyle; ekonomi ve siyasette varlık gösteren/gösterebilecek İslami oluşumların önüne geçmek isterken Gülen grubu mevcut muktedirlerin yanında yer alarak daha fazla insana hizmet etmeyi amaçladığını ifade ediyordu.

Ancak Ak Partiyle beraber siyasi rüzgârı arkasına alan Cemaat her alanda büyümeye başladığı gibi devlet ve belediye kadrolarına girmenin referansı ise "cemaat abileri" olmuştu.

Hatta dönemin CHP genel başkanı Deniz Baykal'a düzenlenen kaset komplosunun Cemaat tarafından yapıldığı ileri sürülen iddialar arasındaydı. Yine kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü 'nün yüz kızartıcı suçlardan hapse atılması olayında da Cemaatin parmağı olduğu ileri sürüldü.

Gülen hareketi, ABD destekli seküler bir projenin somut yüzü yani buzdağının görünen tarafıdır.

ABD, İngiltere'den devraldığı Müslüman Osmanlı tebaasını sömürgeleştirme, İslam uleması eliyle terbiye ve kontrol etme görevini ifa etme adına Fethullah Gülen'i himayesine aldı. Nitekim Gülenin esnek İslami yorumlarıyla ABD'nin ılımlı İslam görüşleri doğal olarak tarafları bir birlerine yakınlaştırdı.

Neticede Cemaat siyasetle aşırı derecede hemhal olarak ilk ve en büyük hatasını Ak Partiye entegre olmakla yaptığını söyleyebiliriz. Ama burada bir paradoks ortaya çıkıyor; Gülen grubunun bahsettiğimiz manada bir Cemaat olmadıklarını ifade etmesine rağmen İslami bir oluşum gibi algılanmalarının sebebi şüphesiz ki başta Bediüzzaman'ı ve risaleleri kendilerine merdiven olarak kullanmalarıdır.

Son 15-20 yılda üretilen yeni nesil cemaat müntesibinin kaliteli, nitelikli, kendini yetiştirmiş olduğu ne kadar su götürmez bir gerçek ise İslami şuurdan uzak olduğu da bir o kadar gerçektir. Üretilen diyorum çünkü bu denli oluşumların handikaplarından bir tanesi de "aynileşme" sorunsalıdır. Başka bir deyişle, hangi soruyu sorarsanız sorun, ezberletilmiş gibi sürekli aynı şekilde cevap alırsınız. Elbette bu durum salt Gülen grubuna ait bir problem olmamakla beraber hangi alanda olursa olsun fanatikleşmenin bir tezahürüdür. Cemaat, cemiyet, tarikat, parti, kulüp, dernek.

Gülen grubunu bugün bulunduğu noktaya getiren şey İslami dinamiklerdir. İşte bu sebepten ötürü iktidarla giriştiği mücadeleyi kaybetmesi Hocaefendi'nin düşüşünü hızlandırdı.

Yaklaşık 40 yıl boyunca hiçbir "otoriteyle" ters düşmeyen hatta sürekli olarak mevcut otoriteye  övgüler yağdıran Gülen grubu mevcut iktidara kazan kaldırmaya nasıl karar verdi?

Yahut Gülen grubunu kazan kaldırmaya teşvik eden şey neydi?

Tayyip Erdoğan Başbakanlığı döneminde Cemaat 'in kadrolarından faydalandı. Cemaat ise dünya nimetlerinden.

Zaman ise yaşananların tamamen bir iktidar mücadelesi olduğunu gözler önüne serdi. Halkın Cemaat'e olan teveccühü azaldıkça azaldı.

Bugün Cemaate bağlılıklarını devam ettiren insanların bir kısmı hala ilk gün ki gibi bir "hizmet" tasavvur etmekle beraber diğer kısmı tamamen varoluş mücadelesine ortak olmuş başka bir taraf ise oluşumun seküler ayağının hadimi oldukları için sahipleri zaten uluslararası aktörlerdir.

Değinmek istediğim başka bir nokta ise din ve devlet meselesidir. Devletin vatandaşı vardır. Cemaati, partisi, ırkı, dini yoktur, olmaması gerekir. Ancak devlet farklı dinlere, cemaatlere mensup vatandaşlarına ayrım gözetmeksizin hizmet sağlamakla mükelleftir. Burada devlete yüklediğimiz misyon önemlidir. Devletin dini yok ifadesinden "dinsiz devlet"  anlamı çıkarmak zorlama bir "iddia" olur. Devleti kurumsal bir şirket olarak düşünün.

Nihai olarak hükümet-cemaat çatışmasının sonuçlarını hep beraber görüyor ve yaşıyoruz.

Gülenin eğitim üzerine kurduğu sistem şüphesiz kusursuz değildi ancak dünyada ki gelmiş geçmiş en iyi silahsız devrim yöntemlerine örnek gösterilebilir. Önümüzdeki yıllarda öyle umut ediyorum ki "Gülen Hareketi" üniversitelerde tarih, sosyoloji ve siyaset bilimlerinin inceleyebileceği bir laboratuvar haline getirilsin.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.