Neymiş, Barış kadına ve inançlara hakaret etmiş!

05.01.2015 01:09:34
A+ A-

"Siz kadınları bir eşya gibi görüp yaşamlarını yok sayamaz, bedenleri ve tercihleri hakkında ahkam kesemezsiniz." Bu cümle Barış Atay'ın, hükümete hitaben yazdığı bir mektupta geçiyor.

 

Ayrıca; " Yine kadın, yine yabancı, yine ölüm, yine ülkem. Kadın ve yabancı düşmanlığını, ölüm gibi sessizlikle, tek nefeste karşılayanların ülkesi burası!!" sözleri de Barış Atay'a ait. 

 

Ömür Gedik'in yaptığı tecavüz esprisine "Kendini hayvansever, aktivist bir "kadın" olarak tanımlayıp tecavüz esprisi yapıyorsun ya! Sana sadece "yazıklar olsun diyorum @omurgedik" yorumunu yapan da Barış.

 

Adına açılmış Facebook hesabından paylaşılan “Türkiye kadın olsaydı. İsrail ile sevişen, IŞİD ile flört eden, NATO ile elleşip, ABD’den hamile kalmış bir sürtük olurdu.” minvalli içerik ile ilgili "İnternet ortamında gezinen benim resmim ve adımla yayınlanan iğrenç sözleri dostlarım benim söylemediğimi tahmin etmiştir zaten. Twitter’dan açıkladım, Facebook’ta ise ulaşabildiğim sayfalardan sildirdim ama maalesef sanal alem böyle bir şey her yere yetişmek, kontrol etmek mümkün olmuyor  ama ben bir kez daha o çirkin cümleleri kurmadığımı iletmek istiyorum.” diyen de yine Barış.


Barış (Evet Barış) birkaç gün önce bir tweeet attı. Sonra bizim hassasiyeti kendinden menkul şahlanışımıza mazhar oldu. O fotoda bir erkek bir kadın ve bir bebek vardı. Erkek en önde kadının vajinasından dünyaya akmış bebekle, mutluluğun tadını çıkarıyordu. Yüzünde bir gülümseme hakimdi. O gülümsemeyi ayan beyan görebiliyorduk. Kadın ise fotoğrafın en sağında haddini yerini kimliğini bilerek gizlenmişti. Çünkü kadındı, kadının yeri tabii ki erkekten çok sonra geliyordu. Gülümseyip gülümsemediğini mutlu olup olmadığını göremiyorduk çünkü siyah bir çarşafın altında yaşıyordu tüm duygularını. (Eğer bu kadının kendi tercihiyse bize halt yemek düşer, ancak bir dayatma sonucundaysa tabii ki karşısında duracağım o ayrı konu ama bu yazı bunun için yazılmadı. Cümlelerimden çarşafı aşağıladığım anlamını çıkaracak kifayetsiz muhterislere önceden söylemiş olayım)

Biraz beyin jimnastiği yapalım mı? O fotoğrafta bebeği tutan kişi kadın, kadının durduğu yere sinen kişi de erkek olsaydı mesela? Veyahut o kadın çarşaflı olmasaydı? (Düşünebildik mi tabloyu yoksa photoshop mu lazım?) Bebeği tutan kişi kadın olsaydı muhtemelen erkek de yanında yer alırdı. (Erkek bir köşeye atılamaz çünkü Allah çarpar) Biz de "ay ne şeker bir aile" yorumlarıyla birkaç saniye oyalanıp sonrasında başka sulara yelken açardık. Fotoğraftaki kadın çarşaflı olmasaydı ne olurdu peki? Kadının görünmezliğine alışmış bünyelerimiz önce bir hafıza tazeler "yhaa zavallı kadın gerçekten de ikinci plana atılmış yazıııık" der ardından da rutin işlerimize geri dönerdik. Tıpkı işlenen yüzlerce kadın cinayetinden sonra yaptığımız gibi. Ama öyle olmadı çünkü o fotoğrafta kadın kimliğine uygulanan zulmü bilmem kaçıncı sıralara itebilecek güçte bir detay vardı; kara çarşaf. Barış, kara çarşafla alakalı bir yorumda bulunmamıştı halbuki. Ama bağzıları niyet okuyup her zamanki bitanecik hassasiyetleriyle, mevzuyu çarşafa bağladılar. Kabataş olayının videolarını "izleyenlerden" tek farkları... düşündüm de fark falan yok. Niyet okumak tahmin yürütmek olmamış şeylere olmuş demek sonra da başkalarını iknaya çalışmak ata sporumuz malum, her neyse. Oysa malum fotoğrafta, üzerine milyonlarca cümle kurulabilecek kadar trajik başka bir görüntü daha vardı fakat biz o görüntüyü, konu etmeyecek kadar kanıksamıştık. Tam da erk sahiplerinin istediği gibi. Kadının yok sayılmasına şaşırmayanlar o tweet'e başka anlamlar yükledi. Kadının sistem içinde öğütülmesi, yok edilmesi o kadar sıradan ve önemsiz bir konu ki artık birçok kişi, Barış kesin çarşafı ima etmiştir sanrısına kapılarak söz konusu tweet'teki ötekileştirme vurgusunu ve çaresizliği görmezden gelip çarşafa kilitlendi. Dahası, neymiş Barış kadına ve inançlara hakaret etmiş o zaman n'apıyoruz fesat kumkumaları; hemen hakaret sahibinin anasına karısına artık hayatında ne kadar kadın varsa alayına küfür ve tehditlerle saldırıyor peşinden duyarlılığımızın tadını çıkarıyoruz şiarıyla ortaya döküldüler. Çünkü kadına köleliği reva görenlere ne söylersek söyleyelim geri adım atmayacaklarını öğrenmiş bulunuyoruz ve her defasında verdiğimiz tepkilerle baş başa kalıyoruz. Arada ufak zaferler de lazım ki muhalifliğin bir anlamı olsun değil mi? Barış'ın tepkilere duyarsız kalmayacağını, herkesi muhatap alacağını özür dileyeceğini hepimiz biliyorduk. Öyle de oldu, Barış kadını ve inançları aşağılayacak tek söz söylemediği halde o tweet'i silip özür dilemek zorunda kaldı.Yani hassas muhalifler sayesinde kazanılmış tatlı minik bir zaferimiz oldu ve bir muhaliften söke söke alınan bu özür nicesine ilaç gibi geldi. (Yarasın)


Bir süre önce sosyal medyada türban üzerine kravat takan bir kadının fotoları dolaşmış ve doyasıya dalga geçilmişti. Bir kişi de tercihtir kime ne muhabbeti yapmamıştı. Kimsenin aklına kadını giysi üzerinden aşağılayan yorumlara ses çıkarmak gelmemişti. Çünkü ah biz, gülüp eğlenmeye kendimizi kaptırdığımızda geriye kalan her şey teferruata dönüşür felsefesinin müstesna elemanlarıyız. Neyse ki imdadımıza dava korkusu olmadan rahat rahat hakaret edebileceğimiz Barış yetişti. Çarşaf önemli tabii. Sadece çarşaf mı, Fatih Tezcan'la aynı fikri paylaşmış olmanın dayanılmaz hafifliği de cabası.

Ben özgürlük kavramını seviyorum. Başkalarına (Doğaya, hayvanlara ve insanlara) zarar vermediği sürece herkes istediği şekilde yaşayabilir/yaşamalıdır, diye düşünüyorum. Başkalarının hayat tarzına şekline giyimine kuşamına seçimlerine saygı duymak zorunda değilim fakat saygı duymak zorunda olmadığım o seçimleri yok sayan, yasaklarla kontrol altına almaya çalışan her türlü baskının karşısındayım. Erk sahiplerinin belirlediği ve toplumun alışarak kabul ettiği dayatmaları reddediyorum. Benim derdim sadece AKP faşizmiyle değil. Kadının mini eteğine karışan yobazlara ne kadar düşmansam kendi isteğiyle tesettüre giren kadının karşısında duranlara da o kadar düşmanım. Yani özgürlük anlayışım alabildiğine dallı budaklı. Demokrasiyi severim ama bizim parti iktidar olursa zihniyetinden çok çok uzağım. Hal böyleyken Barış'ın tweet'ini okuduğumda çarşaf eleştirisi ya da tesettür aşağılaması değil kadına yapılan ikinci sınıf insan muamelesine karşı verilmiş bir tepki görüyorum. Kadının fıtratına kene gibi yapışan zulüm yerine başka şeylerin konuşulmasını ve Barış Atay'a yönelik saldırıları da bu sebeple anlayamıyorum, pardon. 

Ez cümle; Barış ismine en yakışan insandır benim gözümde. Önceki yazımda mahalle baskısına dönüşen duyarlılık yarışından söz etmiştim. Başta bu yazı için erken davrandığımı düşünmüştüm ama anlıyorum ki hiç de erken değilmiş, belki de geç kalmışım. Çok mu yorulduk acaba, aklımız çok mu karıştı bu yüzden mi kime neye tepki vereceğimizi şaşırdık? Barış Atay ya hu! Bizim Barış, Gezi'nin ilk gününden beri sokaklarda olan, yılıp vazgeçsin diye gözaltına alınan, "Gülmek devrimci bir eylemdir" lafını unuttuğumuz anda bize yeniden hatırlatan, en ufak adaletsizlikte bile en gür sesiyle bağıran Barış. Ülkenin etinden sütünden nemalanmak isteyen solcu eskileri iktidara yanaşıp pastadan pay kapma telaşına düşerken, korkaklar köşelerine çekilip derin sessizliklere gömülürken konuşan Barış! Böyle bir insanın kadını aşağılayacağına, insanların inancıyla bir alıp veremediği olduğuna inanıyor musunuz gerçekten? (Bu soruyu yandaşlara değil muhaliflere soruyorum, zaten en büyük en acımasız eleştiriler/hakaretler de onlardan geldi)

Barış Atay'ın konu ile ilgili açıklamasını buradan okuyabilirsiniz.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.