Silahlı Kasımpaşalılar ve iç savaş

06.01.2015 02:25:29
A+ A-

Bu yazımızı; burjuva beyefendilerin yıllardır silahlı saldırılarına tanıklık etmiş, bununla da yetinmeyip, ısrarla "yasadan" ve "barıştan" yana en şiirsel ifadeleri kullanmış "karanfil kokulu solcu"lara ithaf ediyoruz. Şüphesizdir ki onlar; polise karanfil uzattıklarında copun nereden geleceğini kestiremeyenlerdendir.

Silahlı Kasımpaşalılar ve İç Savaş

Hatırlayacağınız üzere; yeni yıla bir ay kala, "paranoyak padişah" esnafa seslenmiş, esnafın alelacele "iç savaşa hazırlık" yapması gerektiğini beyan etmişti. İç savaş çağrısını yineleyen reisicumhur, ordusunun daha fazla "alperene ve kahramana" ihtiyaç duyduğunu içtenlikle belirtmişti.

“Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir, hakemdir." (26 Kasım 2014, 4. Esnaf ve Sanatkarlar Şurası)

Silahlı Kasımpaşalıların ihtiyaç listesi:

1) Fazlasıyla güçlü güvenlik güçleri.

Silahlı Kasımpaşalılar Ordusu, asıl gücünü emniyet teşkilatından almaktadır. Ancak bu güç "iç savaş" esnasında elbette tek başına yeterli olamayacaktır. Bu sebeple bu teşkilatın olabildiğince güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Son sürat çıkartılan “makul şüphe” yasası bir örnek sadece.

2)“Güvenlik güçlerine yardımcı” olacak paralı faşist milisler.

12 Eylül öncesinde olduğu gibi sonrasında da faşist milisler işçi sınıfının karşısında durmuş, silaha sarılmayı ihmal etmemiştir. Güvenlik güçlerinin yetersizliği sırasında sahneye bir şekilde çıkarılmışlardır. Artık bu faşist milisler, üniversitelerin "Özel Güvenlik ve Koruma" bölümlerinde iki yıllık eğitimden geçmektedir.

Derslerden bazıları: Silah Bilgisi, Patlayıcı Madde ve Önlemleri, Koruma, Terör ve Terörizm, İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma, Örgütsel Davranış vs...

Tesadüfün böylesi, bu bölümleri açan üniversiteler de faşizmle anılan şehirlerde hizmet vermektedir:  Kocaeli Üniversitesi,   Kafkas Üniversitesi (Kars), Gaziantep Üniversitesi, İnönü Üniversitesi (Malatya), Korkut Ata Üniversitesi (Osmaniye), Sütçü İmam Üniversitesi (Kahramanmaraş/Türkoğlu),  Uludağ Üniversitesi (Bursa)...

Toplumsal olaylarda ve yaklaşmakta olan iç savaşta iktidarın kullanabileceği bir güçtür.

3) Kasımpaşalıların sokak ayağı, orta direk!

Kayıtsız şartsız biat eden sokak ayağını tanımlamak için "g.t kılı" ifadesi uygun görülmektedir. Bu "mahlâs" bizzat ordunun milisleri tarafından özenle seçilmiştir. Allah'ın tüm vasıflarını üzerinde bulunduran bir şahsiyetin ufak da olsa bir parçası olmak "cehaletle baş başa bırakılmış" insanlar için ayrıcalıktır.

Bu insanlar işine, evine ve otobüslerine fazlasıyla düşkündürler. "Bu kış komünizm gelebilir" istihbaratını aldıkları an, onların palaya sarıldığını silaha tutunduğunu görebilmekteyiz.

4) Kutuplaşma

Kasımpaşalıların iç savaş esnasındaki kartlarından bir tanesi de "Alevi-Sunni kutuplaşması" olacaktır. Halbuki direnenler Gezi'de "sınıf mücadelesinin" sinyalini vermişti. Gezi'yi "alevi ayaklanması" olarak adlandırmak, "Sünni"leri Gezi'den dışlayıp faşist cepheye çağırmak demektir. MİT'in kirli tarihini okuyarak bu hamleleri boşa düşürmek Gezi Ruhu'nun görevlerinden sadece biridir.

5) MİT demişken; ihtiyaç olarak MİT!

Bilindiği üzere MİT korkunç olduğu kadar gülünç bir geçmişe de sahiptir. Peki okuyucu doğal olarak soracak: MİT bu iç savaşta sahneye nasıl çıkacaktır? MİT'in denetimi altında olan “Alperen Ocakları”, "çılgın diktatör"ün elinin altındaki hazır bir güçtür. Danıştay saldırısından Hrant Dink cinayetine kadar pek çok olayda sahne almıştır.

MİT'in iç savaş esnasında neler yapabileceğini kestirmek zor olmamalı: "Gerekirse Suriye'ye dört adam gönderirim. Türkiye'ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesine'de saldırtırız"

6) Deneyim!

30 Kasım günü, İBDA-C'nin “baş komutanı” Salih Mirzabeyoğlu görüşülmüştü. İBDA-C, silahlı şeriatçı bir örgüttür. Silahlı Kasımpaşalılar bu "silahlı" örgütün deneyimlerinden yararlanmak istiyor. Mirzabeyoğlu da "biat" ettiği ölçüde ödüllendirildi ve okşamayı ne kadar iyi becerirse alacağı ödül de o kadar fazla olacaktır. Hamas liderine ne denli sarıldığını anlatmaya dahi lüzum yok.

7) Gençlerin yozlaştırılması ve çeteler!

Silahlı Kasımpaşalıların ihtiyaçları bu kadarla da sınırlı değil. Bu suç örgütü, bizzat yoksul ve devrimci mahalleleri hedef alan çetelerle işbirliği içerisindedir. Silahlı Kasımpaşalılar, sadece çeteleri izleyip faaliyetlerine göz yummakla sınırlı kalmamaktadır. Hasan Ferit'in sokak ortasında katledilmesi ve beraberinde yaşananlar, bu çetelerin kimler tarafından korunup kollandığını ortaya çıkarmıştır.

Gülsuyu'nda Hasan Ferit'in yoldaşları katilleri ararken karşısında polisi bulmuş yetmezmiş gibi evlere baskınlar düzenlenmiştir. Çete üyeleri ise daha güvenli yerlerde ağırlanmıştır.

Ve Hasan Ferit'in cenazesini günlerce toprağa verilememişti. Kasımpaşalıların ölülerimizden ne denli korktuğunu ve cenazelerle bir derdi olduğunu hem Gülsuyu'nda hem de Okmeydanı'nda gördük!

8) Gericileşme!

Dindar ve kindar neslin temelleri eğitim sistemindeki "küçük değişikliklerle"(4+4+4, okulların imam-hatipleştirilmesi, dinsel eğitimin ağırlıklı bir konuma getirilmesi vb.) atıldı. İslam devleti iddiası taşıyan makaracıların en büyük arzusu sömürü düzenini devam ettirmektir.

Gericileşme, sokak ayağının kontrolü için de büyük bir önem arz eder. "Tayyip bizim  emir ül müminimiz"dir, "Tayyip çıkın derse Taksim'i dağıtırız" diyebilen Tophane'deki beyhude abilerin Müslümanlıkla olan münasebetlerini gözler önüne serer.

9) Basın!

Napolyon tekrar dünyaya gelmiş, beyaz saraya gitmiş başkan Obama ile yemek yerken demiş ki, "eğer benim elimde sizin sahip olduğunuz silahlar olsaydı, ben Waterloo savaşını kesinlikle kaybetmezdim" demiş. Daha sonra Rusya ziyaretine gitmiş, Kremlin Sarayı'na çıkmış Putin ile yemek yerken Putin'e dönüp "Sayın Putin sizin elinizdeki KGB'ye benzer güçlü bir istihbarat teşkilatı, gizli servis bende olsaydı ben Waterloo savaşını asla kaybetmezdim" demiş ve sonrada Türkiye'ye gelmiş. Başbakan sayın Tayyip Erdoğan ile yemek yemişler ve yemekten sonra Tayyip Bey'e dönüp, "Mösyö Tayyip sizin elinizdeki mükemmel basın gibi basın benim elimde olsaydı Waterloo savaşını kaybettiğimi hiç kimse duymazdı" demiş.

10) Futbol Topu!

Silahlı Kasımpaşalılar, "futbol topunu" da politikalarını yayan bir aygıt olarak kullanırlar. İç savaş hazırlıklarını "Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu"nda gerçekleştirirler. 2004-2005 yıllarında 3 ligde mücadele eden takımları 2007'de Süper Lig'e tırmanır. (Samsun mitinginde, zaten Birinci Ligde mücadele eden Samsumspor için: “Futbol takımınızı Birinci Lig'e çıkarayım mı?” diyen Tansu Çiller; bak gör seninkisi de gaf mı? Beterin beteri varmış!)

Silahlı Kasımpaşalıların iç savaş hazırlığı son sürat devam ediyor. Devrimciler de silahlı eleştirilerini aynı yoğunlukta geliştirmek zorundadır. Bir bütün olarak iktidarın oluşturduğu çeteye saldırmak zorundadır. Eğer bu politik askeri savaş stratejine biz yabancı kalırsak çocuklarımızın yüreklerine miras bırakamayacağız.

Mahir'in emanetini kullanmak için geç kaldık, geç olsun güç olmasın... Yüreğimizdeki mirasın değerini bilelim.

"İşçi sınıfının devrimcileri olarak takımımızı iyi kurmalı, maça iyi hazırlanmalı, sonucu ve skoru belirleyecek golü atmasını becermeliyiz. Bugün avantaj burjuvazide olsa da unutmayalım, top yuvarlaktır ve maç henüz bitmemiştir…"  (Sınıf Mücadelesinde Marksist Tutum)

Bonus: Kefen ve Mezar Yeri!

Evet yanlış duymadınız, bir grup kefenli insan tarafından kutsanmış lider iç savaşa hazırlanıyor. Gün, "savaşan kaybedebilir ancak savaşmayan baştan kaybetmiştir" bakış açısı ile safları güçlendirme günüdür.

Ve Silahlı Kasımpaşalıların öteki dünyaya açılırken, beyaz yelkenlere fazlasıyla ihtiyaç duyacağı "apaçık" bir gerçektir.

Kaynakça:

Başbakan Ahmet Davutoğlu, AK Parti Grup Toplantısı'nda MİT'i tebrik ettiği sırada AK Parti izleyici sıralarından “İşte ordu işte komutan” sloganları yükseldi.(Radikal)

YORUMLAR

Soğuk savaş artığı birileri olduğu biliniyor! -

1960'lı yılların slogancılıktan ibaret soğuk savaş artığı, şimdilerde tabela partisi olmaktan öte bir güçleri bulunmayan birileri hâlâ var. Eskiden nasıl varsa şimdilerde sokak olaylarında bile sesleri başka seslerden ayırt edilemeyecek derecede cılız, çelimsiz olarak yine çıkıyor. Blog yazısı şeklinde de yansır tabii. Niye olmasın. Onikibinbeşyüz küsur blogdan birkaç tanesini de öyleleri kullansın. Kendilerini oyalasınlar. Tatminkârlık vesilesidir. Çoğulcu değil miyiz! Yaşasın özgürlük, yaşasın çoğulluk! Değil mi ama.

0 1
DIKKAT -

yazıyı eğlenceli buldum ama ciddiye alınması şarttır eren de ciddiye alıyor dili harika.

0 0
şiir gibi -

Daha fazla daha yumuşak yazmalı. Siz kelimelere dans ettirme yeteneğine sahipsiniz.

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.