Ankara terörünün faili; beyinler ve beyinsizler

14.03.2016 00:20:34
A+ A-

Ankara Patlamasının Sorumlusu veya babası kimdir? 1815 yılından itibaren dünya hakimiyetini ele geçiren İngiltere etki ajanları ve misyonerlerini Güneydoğu Anadolu ve Sivas, Erzurum, Elazığ gibi illere ilave olarak, daha güneyde Diyarbakır ve Bitlis gibi illere çöreklenmeyi Protestan misyoneleri aracılığıyla başarmıştı.

Anadolu'nun birçok şehrinde okulları ile, misyonerleri ile çöreklenen söz konusu ülke, Amerika ile kol kola bu faaliyetlerini uzunca bir süre devam ettirmeyi başarmış, hatta Merzifon'da kurmuş olduğu kolej vasıtasıyla önce Bulgar ayaklanmasını organize etmiş, daha sonra da Ermenilere el atmışlardı. Dünya düzeninin ilk beş tarafından kontrol edildiği önemli bir gerçek. Bu devletler kim sorusuna verilecek cevap ise belli. İlk beşteki ülkeler. Kim bunlar Birleşmiş Milletler daimi üyeleri. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra kurulan bu düzen, Türkiye zorunlu olarak galip devletlerin yanında saf tutmak zorunda kaldıktan sonra, savaşmadan tüm ağır sanayi ve milli olan herşeyden dini kimlik kisvesinde başka bir dönüşüm geçirmeye zorlandı. Bize ait olmayan bir savaşta Amerikalılar için, Kore'ye giden Türkiye binlerce canını Çin'e karşı yapılan savaşta yad ellerde bıraktı, geldi. Tarım ve ekonomisini Avrupa ve Amerika'ya göre yeniden dizayn etti. Uçak fabrikasını kapattı. Yabancı dilde eğitime geçti. Yeşil kuşak projesinde, Afganistan, Pakistan ve İran gibi ülkelerle çevirme harekatına katıldı. Ödül olarak, tüm bunlara imza atanlar asıldı. Kıbrıs krizi çıktığında müttefik bize dişini gösterdi. Tüm askeri ihtilallerde Amerika'nın parmağının olduğunun bir sır olmadığı biliniyor. Dahası, bunu zaten yazdıkları kitaplarla CİA ajanları, Hollywod filmleriyle de diğer insanlarla dalga geçercesine teyid ediyorlar. Dahası bizde adet olduğu üzere, neredeyse o kadar bağımsız bir ülkeyiz ki, mahalle muhtarı dahi istisnasız, kendilerinden dolaylı veya doğrudan icazet almak suretiyle koltuğa oturabiliyırlar. Daha ilginç olan Amerika'dan iki zat halkın büyük çoğunluğunun oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanına istifa et deme cüretini gösterebiliyorlar.

Halkın büyük çoğunluğunun başımıza gelen felaketlerde, Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından organize edildiğini biliyoruz. Suriye, Ermeniler konusunda özellikle bu konu sürekli karşımıza havuç ve sopa olarak çıkarılan bir argüman. Çoğunlukla İngilizlerin daha serin, sakin politika izlemeleri gerçeği değiştirmiyor. Neticede dünya finans piyasaları Londra'dan yönetilir. Ülkemizde onlarca sözde düşünce kuruluşları ve partiler ve onlar kadar da terör örgütleri var. Bu yapıların para olmadan bir gün dahi ayakta kalamayacağını bilmek sır değil. Ya da çok aptal olmak gerek. Diğer yandan Rusya yavaş yavaş yok olmaya doğru gidiyor. Tıpkı bizdekine benzer bir kültür emperyalizmi ile karşı karşıyalar. Ülkedeki zengin ve eğitimli kesimler günden güne ülkeyi terkediyor. Nüfus hızla azalıyor. Öte yandan bir milyarın üstünde üstünde nüfusu olan iki ülke yeni enerji kaynakları bulmak ve nüfusunu doyurmak zorunda. Bu ülkeler tabi ki, Çin ve Hindistan. İkisinin de gerek teknolojide gerekse uzay yarışlarında ABD'nin ensesinde olduğunu bilmeyen yok. Aynı zamanda Çin oldukça köklü bir kültür ve politika siyaset geçmişine sahip dünya çapında bir aktör ve İngilizlerin yıllarca işgal ettiği Hong Kong ve afyon ticareti ile ülke vatandaşlarının zehirlenmesini unutmayacaktır. Bunu kimlerin yaptığını herkes bilir. Öte yandan Çin ile ABD arasında Çin'in güneyinde yaşanan ciddi bir petrol ve doğalgaz savaşı devam ediyor. Her an savaş çıktı, çıkacak bir durum o bölgede de devam ediyor. Dolayısıyla büyük devletler arasında yer bulmaya çalışan bir ülke olarak biz Türkiye, uzman seviyesindeki her personelini, eğitim sistemini emanet ettiği İngiliz hegomanyasından acilen kurtarmak zorundadır.

Bu sanıldığı kadar kolay değildir. Zira söz konusu ülkelerin en önemli zaafımız olan dini çok iyi kullandıklarını biliyoruz. Nitekim, Güneydoğu Anadolu'da yıllarca iç içe yaşamış bir topluluk olan İslam ümmeti ile Ermenileri nasıl ayırıp yoldan çıkarmayı başarmışsa, Suud ve Körfez aşiretlerini nasıl ayarttıklarını kendileri artık övünerek açıklıyorlar. Çünkü biliyorlar ki, ipin ucu kendilerinde. Lawrens ve daha niceleri imam kılığında saf milleti ne de güzel uyutmuştu. Tabi, bizler söz konusu casuslar anılarını yazdıktan sonra haberdar olabildik o başka. Şimdi ise sır niteliğinde onlarca teknoloji ve ikna araçları varken ve herşeyden önemlisi gençlerimizi ve ülkemizi onlara yıllardır bağımlı hale getirmişken çırpınıp durmaktan başka pek çaremiz ne yazık ki kalmıyor. Bu ülkenin insanlarının önemli bir kısmı çocuk bakıcısı olarak, söz konusu ülkelere çocuklarını bakıcı olarak halen gönderiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti devletinin sadece İngilizce öğrenmek için harcadığ para belki de diğer eğitimlere harcadığı paradan çok daha fazla. Nasıl olmasın ki? Tüm ders kitaplarını iki yüz liraya alan bir öğrenci sadece iki tane İngilizce kitabına daha fazla kitap parası vermedi mi? Yıllar geçti, vatandaş mühendis oldu. Bildiği iki kelime "yes" ve "no"

Almanlar şu anda ciddi bir oyuncu değiller ve tıpkı Japonlar gibi kendilerine verilen emirleri yerine getirmekle meşguller. O kadar meşguller ki, ülkeleri üzerine çevrilmiş ABD silahları ile halen rehine durumundalar. Öyle ki yakın zamana kadar bu ülkelerde tıpkı bizde olduğu gibi ABD üsleri vardı. İşin daha da kötüsü bu ülkelerin askerleri de bulunmamaktaydı. Halbuki herkes tarafından bilinen basit bir kurala göre, bir ülke egemense öncelikle orduya sahip olmalıdır. Frankfurt otomobil fuarında BMW Ceo'su üzerinde denen güç gösterisi, Wolkswagen'e kesilen cezalar bu durumun açık göstergesi. Ceza alan başka ülke firmalarının olmaması gariptir. Söz otomobilden açılmışken, Fransız şirketleri ile ilgili herhangi bir ceza görünmüyor. Beşin üçü (Çin ve Rusya hariç) dünyayı para, silah, ilaç, medya gibi araçlarla hizaya getirirlerken, diğer ülke halklarının bir kaç hakkını da ellerinden almayı ihmal etmezler.

Türkiye Amerika'nın askeri olmamalıdır, ne de İngiltere'nin. Ancak yazılan onca şeye rağmen gerçeğin hiç de anlatılanlarla aynı olmadığını görmek zor değil. Maşalar hep maşa olarak kaldılar. Nasıl ki, bundan tam yüz yıl önce İngilizler ve Amerikalılar eliyle Ermeniler kullanıldı ve Osmanlı parçalandı ise, arkasından sözde müttefik Rusya'da ihtilal tertiplendi ve aşırı güçlenmesi önlendi ise, şimdi de başka oyunlar ve sözde sağcılar ve sözde solcular. Aynı zamanda Lawrensları da unutmayalım. Lawrensler çok daha sinsi ve çok daha alçak. Bu sonuçlara yine kendilerinin ve adamlarının yıllar sonraki açıklamalarından ulaşıyoruz. Hatta Amerikalılar tarafından Rusya'ya karşı kurulan Mit'in eski çalışanları da aynı şeyi söylüyordu. Hatta yaşanan süreçte bir grup 6. Filoyu taşlarken diğer milliyetçi ve kominizmle mücadele dernekleri 6. Filoyu taşlayanları taşlıyordu. Yıllardır Türkiye'deki sağ ve sol gruplarla bağlantısı olmadığını açıklayan SSCB o zamanlar koministti. Has düşmandı. Ancak aynı SSCB, Amerika'nın kapatırdığı uçak fabrikalarının yerine Ereğli, Karabük ve İskenderun Demir Çelik ve Petkim'i kuran insanlardı. Aynı zamanda o devirlerde Rusya ile tehlikeli yakınlaşma kanlı bitmişti ve iktidarın lideri ve ekonomi bakanı (ekonomi bakanı ne alaka ise) kellesi ile yapılanları ödemişti. Yani çok söze gerek yok. Uyanmak, sağcılığımızı, solculuğumuzu ve İslamcılığımızı ve bu dünyada, öbür dünyada nereye gideceksek buna ciddi bir şekilde karar vermemiz ve gereğini yapmamız gerekiyor. Şunu da söylemeden edemeyeceğim ki, Hu, çekerek uzaya gidilmeyeceğini kavramak gerek. Silahların öldürdüğünü bilmemiz gerek. Sağcılık ve solculuğun yapay saçma ideolojiler olduğunu algılamamız gerek. Adaletin önemli olduğunu anlamamız gerek. Bu ülkede birlikte saygı çerçevesinde yaşamamız gerektiğini anlamamız gerek. Müslümansak, öbür tarafa kul hakkıyla gidilemeyeceğini bilmemiz gerek.

Özellikle Antalya'da devam eden toplantılar sırasında, Fransa'ya sıkı bir mesaj verildiği, Fransa başbakanının söz konusu toplantıya katılamadığı aşikar. Aslında 1947 yılında Fransa'nın bu bölgeden çıktığı biliniyor. Uzmanlara göre ise aslında Fransa Suriye'den çıkmadı, sadece görüntü değişti. Bu denge oyununda Fransa'nın  güçlü katolik yapısıyla oyunun dışına itilmesi ve Fransa kendisine ödül olarak sunulan Libya ile yetinmesi hususunda güçlü ve sert bir mesaj olan Paris patlamaları aslında karnını doyurmaktan aciz, aç biçare bir kaç Arap'ın veya kuzey Afrikalının yapacağı bir eylem olmadığını herkes bilebilir. Tıpkı bizde "dövlet bize bakmiir" diyen ve gerçekten de ekonomik olarak sıkıntı yaşayan bir kimsenin çocuğunun söz konusu arabaları ve bombaları temin edemeyeceği gibi. Zaman zaman TSK bomba envanteri yayınlar ve bombalar daima dostlarımızın imalatıdır. Batılı dostlarımız! İtalya, Rus, Almanya, İsveç ve tabi ki Amerika. Allah böyle dostları düşmanlarımıza da nasip etsin.

Uykudan uyanan bir Türkiye ve sözde sağcı ve sözde solcular ile İslamcıların şapkayı önüne alıp düşünmesi gerekiyor. Kürtleri ve diğer azınlıkları da unutmamak gerek. Bu ülke hepimize yeter. Bir ve birlik olma vaktidir. Emin olun ki, ne sözde dostlar, Kürd'ü Türk'ten, Lazı Çerkezden, Sünniyi Aleviden daha çok sever. Niye sevsin ki? Almanya ile Fransa yüzyıl savaştı. Amerika ile Fransa savaştı, İngiltere daha yazın İspanya'da balıkçı tekneleri için savaş gemilerini yolladı. (Balık için yanlış anlaşılmasın, bereket petrol ve değerli madenler yoktu.)



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.