Türkiye'nin su sorunu

07.09.2014 11:27:45
A+ A-

 

Su yaşamın vazgeçilmez bir unsuru ve temel bir insan hakkıdır. Dünyadaki suyun, yüzde 97’si tuzlu sulardan oluşmaktadır. Geriye klan yüzde 3 gibi bir kısım ise, tatlı sudur.

Bu tatlı suyun yüzde 68,3’ü buzullar ve buz dağlarından oluşmaktadır. Yeraltı sularıysa yüzde 31,4 tür. Yani yeryüzündeki su, tatlı suların sadece 0,3 gibi küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Bunun da yüzde 87’si göllerde, yüzde 11’i bataklıklardadır. Nehirlerdeki suyun miktarı ise sadece yüzde 2’dir.

Sağlıklı suya ulaşmak her şeyden önce temel bir insan hakkı olarak değerlendirilmelidir.  Diğer bir deyişle su, toplumsal bir değer olarak düşünülmelidir. Su sorununun çözümüne öncelikle insanların suya bakış açılarını sorgulamakla başlanmalıdır. Günlük yaşamda sıklıkla duyduğumuz “sudan ucuz”, “sudan bahane”, “havadan sudan konuşmak” vb deyimler ne yazık ki suyun sınırsız, ucuz ve önemsiz bir kaynak olduğunu izlenimini vermektedir. Bu düşüncelerle yetişmiş bir insanı su tasarrufuna alıştırmak daha zordur.

Ülkemizin yarı-kurak bir iklime sahip olduğu daima göz önünde bulundurulmalı, bütün su politikaları buna göre oluşturulmalıdır.

Kuraklık meteorolojik kuraklıkla başlar, bunu hidrolojik, tarımsal ve sosyo-ekonomik kuraklık takip eder. Bu nedenle yağışın yersel ve zamansal dağılımı çok iyi takip edilmelidir.

Tamamen ikame edilemeyen bir kaynak olan su yaşayan bütün canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir. İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Son 20 yıl içinde artan insan nüfusu ve bunun sonucu olarak artan su talebi küresel bir su krizini gündeme getirmiştir. Bunun yanı sıra, hızla artan dünya nüfusu ve su talebiyle birlikte ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır.  Dünya üzerindeki mevcut tatlı su kaynaklarının ihtiyaçları karşılayamayacak hale gelmesi üzerine tatlı su kaynaklarını (akarsular) paylaşan devletlerarasında yaşanan soruna "su sorunu" denmektedir. Genellikle iki veya daha fazla devletin topraklarından geçen akarsular (sınır aşan sular) üzerinde yaşanmaktadır. Su sorunu uluslararası ilişkiler açısından özellikle gelecek yıllarda kriz ve kimilerine göre çatışma potansiyeli içeren bir sorundur. 

 

Su kullanım oranları

Devlet Su İşleri (DSİ)’nin 2005 yılı verilerine göre ülkemizin tüketilebilir tüm yüzey ve yeraltı suyu potansiyel miktarı; 98 milyar metreküp yerüstü ve 14 milyar metreküp yer altı suyu olmak üzere toplam yıllık 112 milyardır.  Türkiye’de suyun % 72’si tarım, %18’i evsel ve %10’u endüstride kullanılmaktadır. 2030’a kadar etkili arazilerin %75, evsel kullanımların %260 artacağı öngörülmektedir.  

2003 yılı itibariyle sanayide 4,3 milyar m3 su kullanıldığı hesaplanırken 2030 yılında sanayide kullanılan su miktarının 22 milyar m 3  olacağı tahmin edilmektedir.

Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000-10000 metreküp arasında olmalıdır. Kişi başına düşen yıllık 1430 metreküplük kullanılabilir su miktarı ile Türkiye, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. Türkiye dünyanın en hızlı nehirlerinden birkaçına sahip olsa da su rezervleri bakımından alt sıralarda yer almaktadır. Türkiye 1430 metreküp miktar ile Avrupa’nın su açısından en fakir ülkesiyken, Ortadoğu’nun ise en zenginleri arasında yer almaktadır. Petrol zengini Ortadoğu’nun gelecek 20 yıl içindeki en büyük sıkıntısı susuzluk olacağı tahmin edilmektedir. Bilim adamlarının araştırmaları, küresel ısınma ve beraberinde yaşanacak çölleşme ve susuzluk riskinden en fazla Ortadoğu’nun etkileneceğini vurgularken, dünyanın en önemli su havzalarını barındıran Türkiye, olası bir su savaşının da merkezi konumunda olabilir.

Krizi haber veren rakamlar:

·        Dünya’daki içme suyu miktarı sadece %1’dir,

·        400 milyonu çocuk olmak üzere 1.5 milyar insan, Dünya nüfusunun dörtte biri, yeterli ve sağlıklı içme suyuna sahip değildir,

·        Her yıl toplam 1 milyon 800 bin çocuk temiz suya ulaşamadığı için hastalıktan ölmektedir,

·        2004 yılında bu nedenle ölen çocukların toplamı, 1990’larda her yıl silahlı çatışmalarda ölen çocukların toplamında altı kat daha fazla olmuştur,

·        Milyonlarca kadın, her gün yaklaşık dört saatini su taşıyarak geçirmektedir,

·        43 ülkede yaklaşık 700 milyon kişi "su temininde zorluk" eşiğinin altında bulunmaktadır,

·        Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı ortalamasında 7 bin 600 iken bu rakam Ortadoğu’da 1200’e kadar düşmektedir,

·        Kişi başına ortalama yıllık 1200 metreküp kullanımıyla Ortadoğu, su temininde en fazla zorluk çeken ülke konumundadır. 

 

21. Yüzyılda su sorunu ile ilgili karşılaşılan problemler

Dünya nüfus artışı: Çünkü mevcut su kaynakları bu oranda devam edecek nüfus artışını karşılamaktan uzaktır.

 2030 yılında nüfusu 80 milyona ulaşacak olan Türkiye, kişi başına düşen 1100 metreküp kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çeken ülke durumuna düşecektir.

Su kaynaklarının etkin kullanımı için ihtiyaç duyulan finansman sorunları: Mevcut su kaynaklarından endüstriyel ve tarımsal amaçlı optimum bir biçimde yararlanmak için yapılması gereken tesislerin ihtiyaç duyduğu finansal kaynakların Üçüncü Dünya Ülkelerinde karşılanamaması önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.

Çevre kirlenmesi: Çevre kirlenmesinin en önemli boyutunu oluşturan Üçüncü Dünya Ülkelerinin sanayileşme çabaları oluşturmaktadır. Bu ülkeler gelişmiş ülkelerin gelişirken geçirdikleri yolları takip etme durumunda olduğundan ve çevreyi koruyucu tedbirleri alacak finansal kaynağa ve teknolojik bir güce sahip olmadıkların çevre kirliliği su kirliliğini de beraberinde getirmektedir. Bu sebeple gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere yardım etmedikçe kirlilik artarak devam edecektir.

Suyun tarımsal amaçlı kullanımı: Ortadoğu’da yürütülen kendi kendine yetebilen tarımsal üretim gücüne ulaşma politikasından dolayı bazı ülkelerin aşırı su kullanma talepleri su meselelerinin artmasına katkıda bulunmaya devam etmektedir. Örneğin; İsrail, Suudi Arabistan, Suriye ve Irak.

Suyun kalitesinin korunması: Evsel, tarımsal ve endüstriyel atıkların, gölleri ve akarsu havzalarını kirletmemesi için tedbirlerin alınması zorunlu hale getirilmiştir. 

İç sulara ilişkin ulusal politikalar: Su arzına yönelik önlemlerin, su talebini yönlendirici ekonomik, sosyal, yasal ve kurumsal önlemlerle bütünlettirilmesi gerekmektedir. 

Su yönetimine halkın katılımı: Sulama sistemlerinin işletme ve bakım hizmetlerinin sulayıcılara devredilmesi, devletin bu hizmetlerden kademeli olarak çekilerek, belirtilen çalışmaların faydalananlarca yapılması sağlanmalıdır. Su kaynaklarının yetersiz olduğu bölge ve ülkelerde, özellikle tarımda su ücretlerinin çok düşük tutulması veya hiç alınmaması, su israfını artıran en önemli faktörlerden birisidir. Halkın sulama işletme ve bakım hizmetlerine katılımından elde edilen olumlu sonuçlar, Dünya Bankası uzmanlarınca da büyük bir başarı olarak nitelendirilmekte ve Türkiye örnek ülke olarak seçilmiş bulunmaktadır. Özellikle Suriye, Irak ve Mısır’ın bu deneyimlerden faydalanması, hem su tasarrufu sağlanması hem de işbirliği ortamı yaratılması bakımlarından önem taşımaktadır.

Su ücretleri ve suyun ekonomik değeri: Suyun örneğin tarım, içme suyu ve endüstride kullanılmasına karar verirken, bu sektörlerdeki değeri göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Su kıtlığından en çok etkilenecek ülkeler

Az yağış alan 12 Ortadoğu ülkesi su kıtlığı içinde yaşamaktadır. Bu ülkeler Mısır, İran, Irak, Ürdün, Kuveyt, Libya, Suudi Arabistan, Tunus, BAE, Yemen, Bahreyn. Ortadoğu ülkelerinde özellikle Irak, Suriye, Ürdün, İsrail, Sudan ve Mısır’ın kullandığı suyun üçte birinden fazlası sınırları dışından gelmektedir. 

 

Su kaynakları

Fırat ve Dicle Nehri: Türkiye’den doğup Irak ve Suriye’den geçerek İran’a dökülmektedir. Türkiye’nin Fırat’a yaptığı su katkısı %89, Suriye’nin katkısı %11’dir. Irak Fırat Nehrine herhangi bir su katkısı yapmamaktadır ancak nehrin sularının %44’lük bölümünü kullanmaktadır. Türkiye’nin kullandığı oran %35’te kalmaktadır. GAP projesinin tamamlanmasıyla birlikte bu oran artacaktır. Suriye, %11’lik katkısına karşılık %21 oranında Fırat suyu kullanmaktadır.  Türkiye’nin Dicle’ye katkısı %40, Irak’ın su katkısı %60’dır. Dicle, Türkiye’den çıktıktan sonra Irak’a girmeden, 50- 60 km boyunca, Türkiye ile Suriye arasında sınır oluşturmaktadır. Bu kıyıda Dicle’den yararlanma imkânını elde eden Suriye’nin Dicle’ye su katkısı yoktur.

Toplam akarsu potansiyelinin %28.5’ini oluşturmakta olan Dicle ve Fırat, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya hayat veren iki can damarıdır.

Asi Nehri: Lübnan’da doğan Asi Nehri, önce Suriye’ye sonrada Türkiye topraklarına girmektedir. Türkiye Asi Nehri ile 165 bin hektar arazinin sulanmasını öngörmüş ancak Suriye’nin tutumu nedeniyle mümkün olamamıştır. 

Tarih boyunca yaşamak için hep bir su kenarı aramış olan insanoğlu, su uğrunda sayısız mücadeleye girişmiştir. 805 yılından bu yana su nedeniyle 5000’den fazla çatışma ve savaş meydana gelmiş 3600’den fazla anlaşma imzalanmıştır. Ünlü jeopolitik kuramcısı Mc. Kinder’in deyimiyle "Büyük Dünya Adası’nın (Asya, Afrika, Avrupa) en önemli geçit ve bağlantı noktalarından olan Mezopotamya’yı içine alan ve bugün Ortadoğu olarak tanımlanan bölgenin 4000 yıllık tarihinde karşılaşılan pek çok çatı8şmanın temelinde su vardır. Bölgede hayat ve onur ile eşdeğer olan su, sahip olduğu kültürel ve dinsel değerlerle sosyo-politik bir sembol haline gelmiştir. 

Dünyanın diğer yerlerinde de benzer sorunlar olsa da, Ortadoğu’nun belirgin bir farkı vardır: Bölgedeki sorun ileride insan yaşamını tehdit eder boyuta gelebilecek niteliktedir. Nitekim Etiyopya, suyunun yaklaşık yüzde 70’ini sağlamasına rağmen Nil’den fiilen neredeyse hiç yararlanamamaktadır. 

Ülkemiz sanıldığının aksine su zengini bir ülke değildir. Su varlığına göre ülkeler, yılda kişi başına düşen ortalama kullanılabilir su miktarı 1000 m3 den az olan ülkeler “su fakiri”, 1000 m3 ile 3000 m3 arasında olanlar “su sıkıntısı” çeken ülkeler, 3000 m3 ile 10000 m3 arasında olan ülkeler “yeterli suyu olan” ülkeler, 10000 m3 den fazla olan ülkeler ise “su zengini” ülkeler olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yaklaşık olarak 112´109/70´106=1600 m3/yıl'dır. Buna göre ülkemiz su sıkıntısı çeken ülkeler arasında yer almaktadır.

Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda gelecekte ülkemizde ve civar ülkelerde artan sıklıkta yaşanacak daha şiddetli kuraklıkların  ulusal güvenliğimiz için ciddi bir tehdit unsuru olduğu, üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Özetle su, stratejik bir doğal kaynaktır ve bu özelliği ile ulusal güvenlik stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak dikkate alınmak zorundadır. 

 

Kaynak:

 Prof.Dr. Osman Tekinel Ç.Ü.Zir. Fak. Tarımsal yapılar ve sulama bölümü

itu.edu.tr  

tasam.org

Prof.Dr. Ramazan Özey

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.