scorecardresearch.com Uçurtmayı Kim Vurmasın? - Arda Güçler - Radikal Blog

Uçurtmayı Kim Vurmasın?

19.12.2012 03:50:57
A+ A-

 

Olağan Hareketler Bunlar

Bu yaz Amerika'nın Kolorado eyaletinde onlarca insanın ölümüne neden olan silahlı saldırının üzerinden henüz bir yıl geçmemişken şimdi de Connecticut eyaletinde yaşanan ve yirmi çocuğun ölümüne neden olan vahşi olayı tartışıyor Amerika. Son on yıldır Amerika'da yaşayan birisi olarak bu tartışmaya o kadar çok tanık oldum ki artık bu konu hakkında televizyon sunucularının, program katılımcılarının, tanıkların, psikologların, politikacaların ve genel halkın neler diyeceğini neredeyse ezbere biliyorum diyebilirim.

 

Sunucular iyi bir haber yakalamanın verdiği o hazla karışık tadında üzüntüyle haberin üzerinden defalarca geçerler. Programa katılanlar önceden hazırladıkları notlara ara sıra bakarak olayın ayrıntıları üzerine bir maç sonrası programı edasında uzunca yorumda bulunurlar. Tanıklar olayın şokunu henüz üzerlerinden atamadıklarından medya için tadından yenmeyecek bir malzemedirler. Psikologlar olayın daha çok insanı yönüne odaklanıp sosyal, ekonomik ve politik nedenlerin ucundan dokunup geçerler. Politikacılar acı çeken insanların her zaman yanında oldukları klişesini zikrettikten sonra uçaklarına biner giderler. Son olarak da halk arasında yapılan tartışmalarda olayın neden ve sonuçları öyle yerlere çekilir ki sonunda tartışma bir suçlama maratonuna dönüşür.

 

Neden Amerika?

Ben bu mizanseni on yıldır yakından izliyorum. Konuyla ilgi duygularım mide bulantısı, dalga geçmeye, anlama çabası, üzüntü, bıkkınlık ve vurdumduymazlık arasında dönüp dolaşıyor. Olayın tabii ki Amerıka'ya özgü ve değiştirmesi çok zor olan koşulları da var. Amerika Birleşik Devletleri'nde silah edinmek gerçekten de çok kolay. Neredeyse her konuda olduğu gibi sosyal değerler bazında da pazar fiyatları en yetkin kriter olduğundan, özellikle cumhuriyetçiler tarafından desteklenen lobiler silah satışlarının önüne kesinlikle geçmek istemiyorlar.

 

Basit bir örnek vermek gerekirse Amerika'da 'Black Friday' (Kara Cuma) diye bilinen, fiyatların yarıya indiği ve alışverişin tavana vurduğu o gün 150.000 civarında silah satıldı. Toplamda da Amerika halkının elinde  yaklaşık 200.000.000 kadar silahın olduğu söyleniyor. Çok basit bir şekilde söylemek gerekirse, eğer bugün Amerikan Kongresi silah alımını ve kullanımını kısıtlayan çok kapsamlı bir yasa çıkarsa, sadece bu kadar silahın çevreye zarar vermeden nasıl geri dönüştürebileneceği ve bunun ne kadar maaliyetinin olacağı bile çok büyük bir sorun. Aynı zamanda Amerika geniş bir alana yayılmış, çoğu kanunun her eyalette farklı işlediği sonu gelmez farklılıkların ve kopukların olduğu bir ülke.

 

Bugün Nevada'da çölünün ortasında en yakın polisten belki de bir saat uzakta yaşayan altmışlarındaki bir kadını eğer silah alma hakkından mahrum edermeye çalışırsanız, emin olun ki bu türden bir yasal çaba o eyalette yaşayanlarla federal hükümet arasında büyük bir anlaşmazlığa neden olacaktır. Bu zaten sürekli olan bir şey. Çorbaya son olarak şiddet canlısı medyayi, geniş etnik tabanli çeteleri ve patlamalı sahneleri bir saplantıya dönüştüren Hollywood sinemasını da eklersek bu konuda şöyle böyle genel bir Amerika resmini çizmiş oluruz. Şikago'da bir lisede öğretmenlik yapan arkadaşımı ziyarete gittiğimde okulun kapısında silahlar için konulmuş metal detektörü görünce arkadaşımın yüzündeki kırık gülümseme hiç aklımdan gitmiyor mesela. 

 

 

 

 

Bir de burdan bakalım...

Ben şahsen olaya çok daha farklı bir boyuttan bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle bu türden suçları işleyen insanların bir demografik resmini çizmek lazım. 1982 yılından beri Amerika'da 61 kadar toplu ölümlere neden olan silahlı saldırı meydana gelmiş. Bunların 43'ü genç beyaz erkekler tarafından işlenmiş ve çoğu da silahlarını legal yollarla edinmişler. Şunda hiç şüphe yok ki katillerin çoğunun önceden gelen psikolojik problemleri var ve eylemleri ile bu sıkıntıları arasında güçlü bir bağ var.

 

Fakat Amerika'daki üniversite günlerimde bu demografik grubun hangi nedenlerle bu türden psikolojik sıkıntıyla baş başa kaldıklarını da yakından izleme şansım olmuştu. Bu türden eylemlere kalkışan insanların çoğu üniversite eğitimi almış ve orta ya da onun üstü sınıflardan gelen kimseler. Kolarado'daki saldırıyı gerçekleştiren şahıs bir doktora öğrencisiydi mesela. Edward Said Amerikan Üniversiteleri için 'dünyada ayakta kalmayı başaran son ütopik yapılar' demişti. Ben bu tespite katılıyorum ama aynı zamanda Said'in bu yorumundaki ironiyi de atlamamak gerekiyor. Üniversite öğrencileri bu kurumlarda hayallere boğuluyorlar. Kampüslerin lüks bir oteli aratmayacak kalitede olmasından tutun da profesörlerle birlikte yakından çalışma imkanına kadar. Fakat...

 

Bu ütopya su yakmıyor!

Çoğu üniversite öğrencisi on binlerce doları bulan kredi borcuyla mezun oluyor. İş bulmanın gittikçe zorlaştığı ülkede bu durum kendilerine çok özel oldukları fantazisi pompalanan o gençler üzerinde çok kırılgan ve daha kötüsü vahşi sonuçlar yaratabiliyor. Bence bu durum ve onun sosyal yapıdaki diğer türevleri (mesela orduya üniversite bursu almak için giden ve orada yaşadıklarından dolayı intiharı seçen vakalarda olduğu gibi) Amerika'nın bu şiddet problemine katkıda bulunuyor.

 

Bundan dolayı Amerikan hükümetleri ve vatandaşları artık bu fenomeni farklı bir zeminde tartışmalı. Meydanın yapay tespitlerinı gevelemektense, nasıl bir toplumun bu tür olaylara gebe olabileceği sorusu üzerine gidilmeli. Şunu üzülerek söylemeliyim ki geçen haftasonu Connecticut'ta gerçekleşen bu olaydan sonra Amerika'daki silah alımlarında artış tepsit edildi çünkü insanlar yine çözümü şiddeti şiddetle yenmekte buldu. Eğer mantık buradan işlerse bu türden sorunların Amerika'nın bu sorunla çok daha uzun bir süre boğuşacağı çıkarmını yapabiliriz. Belki bizim de bu olaylardan ve şiddetin mantığının yıkıcı gücünden kendi ülkemiz adına çıkaracağımız dersler vardır, saygılarla...

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.