Yeni Türkiye'nin hasta "adamları"

13.01.2015 00:10:45
A+ A-

Ali, Fatih'le birlikte kamp yapmaktadır. Gecenin geç saatlerinde Ali uyanır ve yanında mışıl mışıl uyuyan Fatih'e bakar. Birkaç kez dürter Fatih'i. Ama Fatih hiç oralı olmaz. Sırt çevirir Ali'ye. Uykusu ağırdır Fatih'in.

Ali birkaç hamle daha yapar. Fatih sonunda uyanır. Ali'ye dönüp: "Siz solcular uykuya da mı karşısınız" der. Ali gülümseyerek yanıtlar: "Göğe bak ve bana ne gördüğünü söyle!"

"Bir sürü yıldız görüyorum Ali," der Fatih.

"Okumuş insansın, gördüklerin bu kadarla mı sınırlı?"

Fatih, Ali'nin bu çıkışına bozulur ve arkadaşını kızdırmaya karar verir.

"Şu gökyüzündeki milyonlarca yıldız bana AK Partiye oy veren insanları hatırlatıyor. Gökyüzünü aydınlatıyorlar. En parlak yıldız ise haliyle liderimiz oluyor. Şu hilal ise dinimdir vatanımdır bayrağımdır benim. Biliyorum Ali anlamakta zorluk çekeceksin ama ben bunları görüyorum. Bak Ali, ben ilime uzak biri de değilim. Bu topraklar üzerinde yaşayanlar, yani "bizlerin" ataları, güçlü liderlerin peşinde hayatlarını vermişler ve "liderini" seven bir yapı bizim DNA'larımıza işlemiş..(*) Gökyüzüne bak Ali, sadece bu topraklardan bakanlara bu kadar parlak."

Ali biraz düşünür ve Fatih'e: "Bitirdiysen anlatmaya başlıyorum" der. Fatih performansını yeterli bulmaz ve anlatmaya devam eder, zira Ali'nin gökyüzünü daha iyi yorumlaması ihtimal dahilindedir ve Ali'nin karşısında kendi tabiri ile "ezilmeye" tahammülü yoktur.

"Elbette devam edeceğim. Ceza ve Suç'u(Suç ve Ceza'dan bahsetmektedir) bir tek siz solcular okumuyorsunuz ya! Gökyüzüne bakınca Allah'ın tüm sıfatlarını görüyorum. Yaratılış'ı görüyorum. Evrim denen şeyin saçmalığını... Düşünsene Ali, şu ağaçlara bak; ormanın sesini dinle... Bu canlılar arasındaki uyumun Tanrısal olmadığını söyleyebilir misin bana?"

Ali'nin titrediğini gören Fatih, alaycı bir şekilde; "Siz solcularda kansızlık da var, hep çay, sigara, alkol ne olacaktı başka." Bu sözleri söylerken kendisinin de üşüdüğü fark etti ancak Ali'ye belli etmiyordu durumunu.

"Bak Ali, CHP döneminde buralar o kadar rezildi ki gökyüzündeki tek bir yıldızı fark etmek için saatlerce gökyüzüne bakmak gerekiyordu. Her yer çöplüktü. Belediye işçileri çalışmıyordu. Çocuklar okula gidemiyordu, şimdi hepsinin elinde tablet var, devletimiz gökyüzündeki yıldızların sayısı kadar tablet ve ders kitabını ücretsiz dağıtıyor çocuklarımıza."

Fatih'in susmaya niyeti yoktur.

"Gezi'de bir ağaç için ayaklananlar şu gökyüzündeki yıldızlar kadar ağaç diken bir hükümete haksızlık etmiyor mu Ali? Sen aklı başında birisin, nasıl onlar gibi sığ düşünürsün? Onların niyeti belli, onlar darbeci! Esnaf düşmanı, servet düşmanı çapulcular işte... Bak bizimkiler yargılamıyor mu darbecileri? Ah Ali ah! Nasıl bu kadar kör olabiliyorsunuz?"

Fatih soğuğa daha fazla dayanamaz montunu üzerine örtmek ister fakat eliyle yokladığında montunu bulamaz, Ali'den parkasını ister ama ortalıkta parka da yoktur. O an söylediklerinin yeterli olduğunu düşünür ve Ali'yi dürter: "Peki sen gökyüzüne bakınca ne görüyorsun Ali, söyle bakalım sen ne sonuçlar çıkartıyorsun?"

Ali derin bir nefes alır ve Fatih'e bakarak:

"Birisi çadırımızı çalmış arkadaş!"

Fatih kısa süreli bir şok geçirir, uykuya daldığında çadırda olduğunu fark etmesi biraz zaman alır ve yataktan fırlar. Etrafa bakan Fatih'in kendine gelmesi uzun sürmez. Ali'nin rahat tavırlarından rahatsız olan Fatih ses tonunu yükseltir: "Bu yörenin insanları AK Partili diye onlara hırsız mı demek istiyorsun? Belki çadır uçup gitmiştir. Rüzgarın çadır uçurmadığını söyleyebilir misin bana? İşte siz solcular hep böyle ön yargılısınız!"

Ali de ayağa kalkar ve yerdeki sessiz, hareketsiz yaprakları seyreder. Yüzünü Fatih'e çevirir:

"Çadırı uçuracak güçte bir rüzgarın belki seni değil ama beni mutlaka uyandırmış olması gerekirdi."

Olağanüstü günler yaşıyoruz. Ezilenlerin önceliği, her geçen gün büyüyen "iç savaş tehdidini" ciddiye almaktır. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.