Yasaklamak, aklanmak mıdır?

21.03.2014 11:40:53
A+ A-

Yasak kelimesi telaffuz edilince, Türkiye ile bir ortak bir çağırışımı ortaya koyar gibidir. Osmanlı'dan bu yana, bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar birçok baskıya maruz kalarak günümüze kadar geldiler. Dördüncü murat döneminde, uygulamaya konulan yasaklar meşhurdur. Fakat sonuç olarak yasaklar bir süre sonra, o yasakları getirenleri de beraberinde götürerek ortadan kalkmak zorunda kalmıştır.

Baskı ve baskıcı rejimler hiç bir zaman uzun süreli yaşaması mümkün olmamıştır. Özgürlük beyinsel bir güdüdür. Eğer siz bir işi kendi beyninizde bitirmek istemiyorsanız, başkalarının zoraki etkileşiminin, o içinizdeki güdü' yü yok etmesi mümkün olamaz. Baskı yapmak, korkak ve kendisine güveni olmayanların kullandığı bir yöntemdir. Yoksa özgürlükten yana olmak, başkalarının özgürlüğünü çalarak elde edilemez.

Ben kendimi bildiğimden bu yana, her yıl 1 Mayıs ve Newroz etkinliklerine katılırım. 1992 newrozunda askerdim. Ama koğuş içerisinde bir mum yakarak tek başıma Newroz' kutladım. Çünkü; bunu yapmak benim için içgüdüsel bir gereklilikti. Belki alanlarda insanlarla birlikte olamamıştım, fakat yine de huzurluydum. Bunu yapmadığım zaman kendimde bir eksiklik his edecektim. O gece olağanüstü alınan tedbirler benim Newroz'u kutlamama engel olamamıştı.

Bu ülkede yıllarca çok yasaklar getirildi. Gelinen aşamada eserleri kalmadı. İnsanlar hayatları pahasına yasakçı zihniyete karşı mücadele ederek bertaraf edebildiler. Yasak koymak yerine, doğru olmak en iyi yöntemdir. Kendi özgürlüğünüzü başkasının esareti üzerine inşa etmeye kalktığınız andan itibaren, bu bir savaş ilanı anlamına gelir. Ve bu çok tehlikeli bir karardır.

Bu gün başbakan sanal alanda bazı kısıtlamalar getiriyor. Kurtuluşu orada görüyor. Bu yöntemlerle daha nereye kadar gidebilir. Eminim ki kendisi de kestiremez bir durumdadır. Siyasetin dili o kadar alçalmış ki, küfür ve hakaret siyaset modeli haline getirilmiş. Erdoğan bugün cemaatle olan kavgasının faturasını bile diğer muhalefet partilerine çıkarmaya çalışıyor. Oysa kendi ortağı ile bir kavgaya tutuşmuş durumda. Daha dün ne istediniz de vermedik diyerek sitem ediyordu. Bu gün ise yüzünüze gözünüze dursun diyor.

Oysa yıllardır bir ortaklık yaparak, iktidarın nimetlerinden birlikte istifade etmediler mi? Daha düne kadar "gökten ne yağar da, yer onu kabul etmez " diyerek Gülen'e karşı olan bağlılığını ifade eden bir tutumun, yerini dış ülkelerin ajanlığını yapan bir zat ifadesine dönüşmesi yapılan siyasetin seviyesini ortaya koymak için yeterli değil midir? Siz 11 yıl ortaklık yapacaksınız ve ortağınız başka ülkelere ajanlık yapacak.

11 Yıl bir ajanla birlikte bu ülkeyi yöneteceksiniz ve kuşatıldığınızı anladığınız andan itibaren savaş başlatacaksınız. Peki size güvenip vekalet veren bu topluma karşı hiç bir sorumluluğunuz yok mudur? Neden toplumdan bir özür dilemek zahmetinde bulunmuyorsunuz? Eğer ortada bir yanlış varsa, bunun bir parçası da Başbakan ve AKP iktidarına ait değil mi? Hatadan dönmek ve gerçeği kabullenmek bir erdemlilik değil mi? Yanlışa karşı olmak sizin doğru olduğunuz anlamını taşır mı?

Gelinen aşamada Başbakan ve iktidar panikler bir durumdadır. Çünkü kendilerinin şimdiye kadar bu topluma karşı olan bakış açıları deşifre oldu. Yarın bakarsınız interneti de yasaklamak isterler. Çünkü 25 Mart tarihinde bazı ses kayıtlarının daha ortaya çıkacağı yönünde duyumlar dolaşıyor. Belki de, şimdiye kadar toplum tarafından nefretle karşılık bulan, bazı olayların emrini veren birileri için suçüstü yapılmış olacak. Bu suçlar işlenirken ortaklar birlikte karar vermiş olabilir, ama resmi sorumluluk sahibi olan iktidarda olandır. Hem cemaat hem de iktidar ölümcül darbeleri vurmaya çalışıyor.

Erdoğan bu savaşı başlatırken, halktan özür dileyerek hatasını kabul etmiş olsaydı, bu gün bu kadar zor durumda kalmayabilirdi. Ayakkabı kutularının ortaya çıkmasından bu yana, Kılıçdaroğlu'nun, Erdoğan'a karşı hitabetini dinlerken gülmekten kırılıyorum. Başbakan yerine Baş çalan olarak hitap ediyor Erdoğan'a. Bu gerçekten de çok aşağılayıcı bir durum, bu ülkeyi yöneten ve yönetmeye talip olan şahsiyetlerin geldikleri durum içler acısı değil mi? Ben kendi adıma bu kişileri yönettiği bir ülkede yaşadığımdan utanıyorum.

Hala Erdoğan çıkıp şunun kökünü kazacağız, bunun kökünü kazıyacağız diyerek ajite çekiyor. Toplumu germek aklıselim hiç kimseye yarar sağlamaz, aksine toplumun ayrışmasına neden olur. Yasak koymak sorunu ortadan kaldırmaz, daha da büyüyerek devam etmesine neden olur. Bu dünya da hiç kimse baki olmamıştır. Tüm canlılar doğar büyür ve ölürler. Tüm insanların da bunu kendi beyninde hissetmeleri gerekir. Aksi düşüncede olanlar felaket üretmek durumunda kalırlar. Güç her zaman el değiştirebilir. Sizin verdiğiniz silah bir gün size dönebilir. Korku duvarı bir gün olur sizi de çarpabilir.

Yasaklarla gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek, hiç kimseyi aklayamaz, aksine daha da şaibeli bir duruma getirir. Tek çıkış yolu şeffaflaşarak gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamaktır. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.