Hayat bu kadar kısa işte

17.08.2015 22:22:44
A+ A-

O zamanlar saçlarımın yüzüme düşmesinden rahatsız olmuyormuşum demek ki. Ekranımda 10 yaşlarındaki halimin bir fotoğrafı. Gözüm biraz daha sola kayınca da kardeşimi görüyorum, benden iki yaş küçük olmasına rağmen boyu benden epey kısa. Bir yaz gününün yüzümüze vermiş olduğu bir hazla ekrana bakmışız. Ben poz vermişim aslında, belkide çekilecek fotoğrafın heyacanından olsa gerek kolumda plastik bir bilezik, o yaşda bile güzel gözükebilmek kaygısını taşıdığım belli. Kız kardeşim ise gülmüş, yüzü gülümsemiş birlikte, omuzunda annemin eli. Annem benim şu anki yaşımdan bile genç, dişlerini göstermeden, doğulu kadınların yada yurdum kadınının çoğunda olan belli belirsiz onların tabiriyle, edepli bir gülümseme. Ne kadar zarif ve güzel. Herkesin annesi güzeldir geyiğinde değil, gerçekten çok güzel bir kadın, Nur Sürer'e benzetiyorum o yaşlarını.

Evimizin sarı rengi, fotoğrafa ayrı bir sıcaklık katmış, belki de benim o evi çok iyi bilmemden kaynaklanıyor bu sıcaklık. Balkonunun yerden sadece 1 metre kadar yüksekte olduğu, bu nedenle çoğu zaman sabırsız çocukluğun verdiği hızla eve giriş kapısı olarak kullandığımız balkonumuz. Üzerinden nerdeyse 30 sene geçmiş. Birde hepimizin tam ortasında objektife bakmamış biri var. Kuzenimiz..sol tarafta bir yere dalmış, elinde yine her zaman meşgul olduğu, sürekli dondurup durduğu, kurcaladığı bir oyuncağı. Benden 5 yaş büyük olmasına rağmen boyu benim kadar. O hep de öyle kaldı zaten, hep hayattan kopuk, hem kendi içinde, hiç konuşmadan, paylaşmadan, daha doğrusu paylaşamadan. O zamanlar halamdan öğrendiğimiz el hareketleriyle anlasabiliyorduk,anlatabiliyorduk azda olsa derdimizi. Aslında haksızlık yapıyorum ona, birbirimizi gördüğümüz yaz ayları boyunca aslında sevindiğini hissediyorum bizi gördüğünde, konuşamasa bile gülüyor. Bakışlarında geçmişi de sahiplenmiş bir sıcaklık var, yada bana öyle geliyor ama ben biliyorum beni tanıdığını.

Bazen hayatın bilinirsiz olması, belirsiz olması iyi diyorum kendime. İnsanın kendini bekleyen acıları bilmemesi iyi birşey. Bu fotoğraftan belkide iki sene sonra, ekrana gülümseyen o minik kızın aramızdan ayrılacak olmasını bilmemek iyiymiş diyorum. Bilmemek iyiymiş. Gelecek acıya içinde yer açmadan, beklemeden gelmesi iyiymiş açıların.Hayır acıların gelmesi değil, acıların biz bilmeden gelmesi.... Beklemek, bilmek yada bilerek beklemek acıyı, zor tarifi olmayacak kadar zordur. Acıya yer açmadan büyüyemedik ama. Hep bekledim ben, bir yerlerde sinsice saklanmış acının ne zaman uğracağını, ne zaman sert bir yumrukla beni dağıtacağını bekleyerek geçti çoğu zamanım. Beklediğimi ben bilemedim her zaman. Hep bir sizi derinlerde çok gülünen bir günün sonunda kendini hatırlattı. Çok eğlenmekten, mutlu olmaktan biraz çekinmek oldu sonraki hali.

Bazen beynimin bir yerlerinden ince ince bir sesin yükseldiğini duyuyorum, hüzün ve efkar karışımında bir duygu bana daha kaç fotoğrafın buna eklendiğini soruyor. Bir daha aynı karede olamıyacağımız eksilenlerimiz, aynı karenin olamıyacağı kaç fotoğraf var albümümüzde ve kaç fotoğraf daha buna eklenecek. Artık yazlar çok uzun süredir aynı değil, hep birileri eksik, hep bir şey eksik. Güneşin sarılığı, her yeri sarıya boyayan ışığı artık içimi boyayamıyor sarıya. Düşüncesi bile mutlu eden yaz mevsimi artık yaşlanmaya başlayan ruhuma iyi gelmiyor. Hayattan kayıp toprağa giren her beden bir yara. Bu yara birde hep büyüyecek biliyorsun. Yaraların büyüyeceğini bilmek ama bilmiyormuş gibi davranmak....



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.