scorecardresearch.com Kültürlerin dejenerasyonu, insanlığın ve doğanın ölümü üzerine ( 1 ) - cemal A. - Radikal Blog

Kültürlerin dejenerasyonu, insanlığın ve doğanın ölümü üzerine ( 1 )

07.10.2013 11:10:17
A+ A-

  Kültürlerin     ilk    oluşumu
 
İnsanlar kültürler üzerine düşünüp fikir beyan ederken, çoğu zaman sadece dil ve inanç üzerine yogğunlaşmaktadırlar. Aslında kültürleri iki anlamda  değerlendirmek gerekir. Çünkü kültür dar anlamda daha çok Dil ve İnanç olarak birinci sırada yer alırken, geniş anlamda ise, dil, din, müzik, tiyatro, sinema, resim, düğün, giyinme, korunma, yemek, iş, spor ve çeşitli eğlencelerde dahil hepsi birer kültür faaliyetidir. 
İnsan kızı ve oğlu belirtilen bu kültür faaliyetlerini icat ederken, İslamın Kutsal kitabı olan, Kuran`ı Kerim de  olduğu gibi Allah`ın; Hz. Muhammed`e ilk oku emri ile, Hz. Muhammed`in hemen okumaya başladığı ifadesi de dahil, benzerlerinin hiç birisi doğru değildir. Bu tür efsane ve hikayeler, sadece gerçekleşen bir takım olayları ve kahramanlarını örneklendirmek için, süsleme amacıyla dile getirlen duygulardan başka birşey değildir. Özellikle insan iradesiyle gerçekleşen  olaylar ve kültürler, her çağın koşullarına göre mutlaka uzun  bir zaman diliminde, bir takım uğraşlar sonucuyla meydana gelmiştir.
İlerleyen satırlarda da açıklanacağı gibi, insanın kendisini savunacağı taştan veya ağaçtan bir aleti kullanmayı öğrenmesi  dahi, 10 binlerce yıllık sürelerde gerçekleşmiştir.  Gel ki daha sonraki çağlarda, insanın beyin hücrelerindeki hareket yoğunlaşması neticesinde, kavrama ve algılama olayı öncekine göre  hızlanmış olsada, yinede belirli bir zaman gerektirmektedir. Bu gerçeklikten yola çıkarak, yeri geldikçe  kültürlerin ortaya çıkış tarihlerini dönemine ve zamana göre ne şekilde gelişim gösterdiği ve daha sonra nasıl yozlaştırıldığını ( Dejenerasyon ) yazı dizisi şeklinde incelemeye devam edeceğiz.
Dünya yüzünde insanın var oluşu demek, hayal edildiği gibi dört başı mahmur, herşeyi düşünen ve hakkından gelen insani karekter ve kültürün varlığı demek değildir. Ta ki yaklaşık olarak m.ö. 500 bin yıllarında, ilk insanın atası sayılan Adem ve Havva`nın ( Homo Sapiens ) yer yüzündeki diğer canlılardan farklı olarak, beyin hücrelerinin önemli bir  kısmında yoğunlaşan enerjinin etkisiyle, düşünme yönteminin başlamasına  kadar.
Bu düşünce enerjisi birikimiyle hareket eden Homo Sapiensler, El ve Ayak gücüyle, yaşadığı yeri ya da  yatıp kalktığı mekanı, ağaç ve taşlarla   çevresini kapatarak, başka canlıların kendilerine ve toplamış oldukları yiyeceklere zarar vermesini önleme amacıyla,  düşünülerek yaptıkları ilk korunma yöntemi,  insanı  hayvandan ayırran temel kültürel anlayışın başladığı tarih olmuştur.
Beyin yapısının hareketi ve enerji gücüyle  ilgili, beyin uzmanlarının incelemelerinden ve  insanın psikolojik davranışlarından faydalanarak,  Kültürel mantığın beyinde nasıl oluşum gösterdiğini kısa ve önemli noktalarına işaret edip, konunun daha iyi anlaşılmasına çalışacağız.
İnsanın kafatasında bulunan beyin hücrelerinin sayısal olarak 10 ila 20 milyar civarında olması ve böylece insan beynindeki hücrelerin, dünyada var olan diğer tüm canlı türlerinin beyin hücre sayısından fazlalığı, doğal olarak insan yaşamını diğer varlıklardan farklı kılmaktadır.
Günlük olarak alınan besinler sayesinde, vücutta ve de beyindeki hücrelerin hareketlenmesi, insanı sürekli arayışa sürüklemektedir. Örneğin  beyinde oluşan enerji çoğalması düşünme, duyma, görme, konuşma, gülme, korkma, ağlama, sevinme, üzülme, okuma, yazma, ezberleme, uyuma, acıkma, doyma, cinsellik gibi, daha birçok duygu hücrelerinin bir birine bağlı olmasına rağmen, her birinin ayrı şekilde harekete geçmesi, insanınn zeka yappısının sürekli gelişmesini ve de diğer canlılardan farklı olduğunu ortaya çıkarmaktadır. 
Bu da doğal olarak insan beynine giden enerji gücünü  kaldırabilen ve insanın sürekli ileriye doğru hareket etmesini sağlayan hücre yoğunluğu ( Hücre Sayısı ) sayesinde kültürlerin gelişiminde en temel faktördür.
Doğada yaşayan canlıların hepsi belirli bir beslenme sayesinde enerji alarak hareket etmelerine rağmen, beyin hücrelerindeki gerek sayısal azlık gerekse yapı farklılığı yüzünden, insan gibi sürekli kendisini yenileyerek ileriye doğru adım atması mümkün olmamıştır.
İnsanın düşünme yapısının tam olarak hareket etmediği dönemdeki  yaşamına baktığımızda, yarı insansı sayılan Homo Erektus, m.ö. 12 Milyon yıllarında ilk defa ayaklarının üzerine dikilmeyi öğrenmiştir. Ve arkasından Homo Hubilas 6 Milyon yıl sonra, el ve  ayağını birlikte   kullanmayı başarabilmiştir.
Her iki bu yarı insansı tür, diğer canlılarda görüldüğü gibi beslenme, korunma ve üremelerini, ağaç dalları üzerinde veya her canlının kolayca ulaşamayacağı mağara ve inlerde yatıp kalkarak, bulunduğu bölgedeki bazı ot ve ağaç meyvelerini yiyerek yaşamlarını devam ettirmişlerdir.
Homo Erektus ve Homo Hubilasların bu yaşam şekilleri, ifade ettiğimiz gibi yarı hayvani ve yarı insansı biçiminde m.ö. 500 bin yıllarına kadar sürmüş olup, bu tarihlerden itibaren, Homo Sapiens`in  yavaş yavaş Aklını, Elini ve Ayağını birlikte kullanmaya başlamasıyla, düşünce yöntemine  dayanan ve ileride Klanları oluşturacak, küçük çaplı ilk  toplu  yaşam biçimine geçilmiştir.
İlk insanın atası olarak bilinen  ve adlarına çeşitli efsane ve hikayeler anlatılan Havva ile Adem, aslında Homo Spiensler dir.
Bu insanlar ilk düşünce yöntemine dayanan yaşamlarında, yakın çevrede meydana gelen doğa ve canlılar üzerindeki değişimleri izleyerek neden, nasıl ? şeklindeki sorularla cevap bulmaya çalışmışlardır. 
Çevrede meydana gelen canlı ve cansız hareketleri uzun yıllar takip ederek gözleme, elleme, koklama ve tadarak deneme yanılma yönteminde olduğu gibi, kendilerine göre bir takım sonuçlarla tecrubeler kazanmışlardır.
Homo Spienslerin uzun yıllar sonucunda kazanmış oldukları bu tecrubelerle, ilk ( Proto Tip ) kültür yoğunlaşması sayılan ve m.ö. 65 bin yıllarında  başlayan Avcılık ( Paleolitik )  yaşamının oluşum  zemini böylece atılmış bulunmaktadır.
Bu dönemle birlikte, insanın toplu halde güçbirliği yaparak, bazı ağaçları, kemik ve taş parçasını savunma aleti ve yiyecek tedarik etmek için kullanmaya başlaması, küçük çaplı ilk hesaplı ve planlı olarak yapılan kültür aktiviteleridir.
Bu kısa tarihçeden de anlaşılacağı gibi, İdealist felsefecilerin iddia ettiğine benzer şekilde, Tanrının insanı yaratırken, hemen her şeyi düşünebilen ve  birçok işi yapan insanın yaratılması mümkün olmamıştır.  Dünyada yaşanmış bu gerçekliğe rağmen, İdealistler yine de akıllarınca Evrim Teorisini çürütmeye çalışmaları, aslın da suyu kurumuş Gölde can çekişen kurbağanın son çırpınışlarına benzemektedir.
Kültürel yaşama atılan bu ilk adımda dikkatleri çeken diğer bir önemli nokta ise, Havva ve Adem`de  ( Homo Sapiens ) henüz inanç ve tapınma diye, Dini her hangi bir ibareye rastlanmamasıdır. Ve yaşam tamamen doğal bir ortamda devam etmektedir. Gelecek bölümde  insanın ikinci doğal kültürel ve insani yaşamı olan, Avcılık ( Pleolitik ) dönemde günlük aktivitelerin ve ilk tapınma kültürünün nasıl ortaya çıktıgını  incelemeye çalışacağız.
 
 
Cemal   Zöngür
 
 
 
 
Merhabalar sayin Radikal Blog Moderatöleri
Anladığım kadarıyla  sürekli gündemle ilgili yazıları daha çok önemsediğinizi, bu yüzden genel olarak, toplumsal, tarih ve felse üzerine yazılara pek sıcak bakılmadığı kanaati oluşmaktadır. Benim düşünceme göre gerek Radikal gazetesinin kadrolu yazarlarında gerekse Blog yazarlarında güncelle ilgili yeterince yazıların olduğü, bunlar arasında bir iki tatane sosyoloji, tarih ve felsefe üzerine yazıları da ön planda tutasanız  sevinirim.  Arada bir bende güncel yazılar yazıyorum ama, asıl niyetim dünya insanlığının, doğanın ve çevrenin ne hale geldiği ve nasıl getirildiği? Üzerine yazıp tartışmak  düşüncesindeyim. Yanlışsam lütfen uyarınız.. Selamlar. zongur@hotmail.fr
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.