Sevginin pratik uygulamaları

30.01.2016 08:49:23
A+ A-

Sevgiyi en geniş şekliyle ifade etmek istiyorsak şayet "Herhangi bir şeye karşı duyulan çekimdir" demeliyiz. Kainat içinde sevginin türlü türlü uygulama alanları vardır ve bu uygulamalar bazen üzerinde hiç durmadığımız, bize son derece sıradan gelen doğadaki otomatik halleri, bazen insanların birbirleri arasındaki duygusal alış-verişleri ve bazen de kainatın idraki olarak üst sınırlarına ait gerekliliklerine uyum sağlayarak çeşitli kademelerdeki varlıkların ihtiyaçlarını karşılamak şeklinde olabilir.

Şimdi gelin sevginin doğadaki uygulamalarını kısaca gözden geçirelim. Bizim için çok sıradan görünen doğadaki birliktelikler sevginin farklı madde kompozisyonlarındaki görünümleridir. Örneğin iki hidrojen ve bir oksijen atomunun bir araya gelerek bazı yaşam formları için şart olan suyu oluşturması, yıldızımızda iki hidrojen atomunun belirli basınç ve sıcaklık şartlarında bir araya gelerek nükleer reaksiyon oluşturması ve neticesinde çevresindeki gezegenlere hayat sağlayan ısı ve ışığın  ortaya çıkışı ve beraberinde yeni bir element olan helyumun oluşması, dünyamızdaki bitkilerin fotosentez yapabilmesi için güneşte meydana gelen ışığın, bitkinin yapraklarıyla buluşması, bu buluşmayı sağlayabilmek için bitkinin içgüdüsel olarak güneşe dönmesi, deniz canlıların okyanuslarda binlerce kilometre yol kat edip üreyebilmek üzere yumurtalarını bir çok zorluklar çekerek en uygun ortama bırakmaları ve daha nice örnekler gösterilebilir. Kainat içerisinde her nerede birliktelik, denk geliş varsa orada sevginin belirli bir idrake ait uygulaması vardır. Bu idraklerin kimi düşük kimi ise yüksek seviyelidir fakat unutulmamalı ki hepsi bir bütüne hizmet, bir ihtiyacın karşılanması için oluşmuştur.

İnsanlarda sevgiyi farklı yoğunluklardaki duygusal ve düşünsel frekanslar, titreşimler şeklinde görebilmekteyiz. Yaşamın bazı anlarında karşılaştığımız olayın sırrını çözemeyip öfkelenebiliriz, karamsarlığa düşebiliriz, bazı zamanlarda ise yaptıklarımız neticesinde içimizde huzur ve mutluluk hissiyatları oluşur. Anlıyoruz ki her şeyin olduğu gibi sevginin de iki yönü, kutbu vardır, bunlardan birisi yüksek sevgi anlayışı diğeri ise sevginin geri seviyeli uygulamalarıdır. İnsan vicdan mekanizması üzerinde yürürken yolculuğuna nefsaniyetin zorlu ve sancılı uygulamalarıyla başlar, düşük seviyeli uygulamaları yapıp o uygulamaların bilgisini edindikçe özgürleşmeye başlar ve adım adım daha yüksek seviyeli duygu hallerinin tecrübesini yapar hale gelir.

İnsanlık 70 bin yıl önce yaşadığı son kıyametin ardından hızla fiziksel, duygusal ve düşünsel olarak kabalaştı ve dünya ananın yeni şartlarına uyum sağladı. Yeni bir insanlık ailesi olarak yolculuğa tekrar başlamak durumundaydı. İşte yolculuğun başlarında insanlar sevginin geri seviyeli uygulamalarını yerine getirmekle yükümlüydüler. Bu ihtiyaçların en belirgin olanları hayatta kalmak ve üreyebilmekti. Zorlu dünya şartlarında hayatta kalabilmek için vahşice yaşamak, yemeğini paylaşmamak ve herhangi bir duygusal bağ kurmadan içgüdüsel olarak çoğalmak zorundaydı. Binlerce yıl içerisinde insanların fiziksel yapısı ile birlikte  duygu ve düşünce sisteminde de büyük değişimler, ilerlemeler meydana geldi. İnsanlar yavaş yavaş sadece kendi hizmetkarı oldukları nefislerinden çıkarak aileler, dostluklar, kabileler kurdular ve daha geniş ortak alanların içinde daha karmaşık tesirleri aldılar ve yaydılar. Daha geniş ortak alan demek artık insanların sadece kendi nefislerinin arzularına hapis olmamaları, başka insanlara ve genel olarak doğaya, yaşama saygı duymaları, gerektiğinde bazı isteklerinden feragatta bulunup içinde bulunduğu ortak alanın ihtiyacına uygun hareketlerde bulunmaları demektir. Bu çalışmaları kurmuş oldukları aile alanında bir çocuğun anne-babası olarak, birbirini çok seven, sevgilisinin uğruna dağları delebilecek Ferhat olarak  tecrübe etmeye, sevginin gelişmiş uygulamalarından olan feragat ve özveri ile yavaş yavaş tanışmaya başlarlar. Henüz çok sınırlı bir alan içerisinde 2-3 kişi içerisinde gerçekleştirmeye başladığı bu yüksek uygulamalar hayatlar boyunca bazen zorlu ilişkilerle, kayıplarla, hüzünlerle bazen de sevinçle, mutluluk ve huzur ile kapsamını genişletir ve nice yaşamların neticesinde kişi artık nefsinden taşar, vazife anlayışıyla tanışmaya başlar.

Kişinin dünya okulunun son bilgilerini içeren yarı idrakli ve nadiren idrakli vazife uygulamaları artık başka varlıkların yolunu açıcı niteliktedir. Binlerce yıl önce bir lokma ekmeği için hiç düşünmeden bir hemcinsinin canını alabilen insan  artık başka insanların, canlıların gelişimi için yemeğini, giysisini, bilgisini paylaşabilir hale gelir. Bu çok uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu uygulamaları dünya şartları içerisinde kişinin uygulayabilmesi için bir köprü gibi kullanabileceği bazı duygu ve düşünce halleri mevcuttur.

Bu hallerin başında saygı gelir. Saygı kişinin kendisinden bağımsız herhangi bir formun taş, toprak, bitki, hayvan veya insan varlığını tüm farklılıklarına rağmen kabul etmesidir.  Kendi çerçeveleri, kalıpları artık kırılmaya başlamıştır ve hayat O'nun için olması gerektiği gibidir. Bu kabulleniş otomatik bir halde değil, olması gerekenlerin sebeplerini aramak, çaba göstermek şeklindedir.

Bir diğer hal feragat ve özveridir. Biraz önce de değindiğim gibi 2-3 kişilik gruplar içerisinde başlar özveri uygulamaları çünkü kişi henüz fazlasına hazır değildir bir nevi O'nun gönlü yetmez daha fazlası için, banane der, her koyun kendi bacağından asılır der ve bir şekilde karşısındakinin alanına kendisini dahil etmez. Ancak kendisinden daha üstün bir kişinin mecbur olmadığı halde tamda ihtiyacı olduğu anda kendisi için bir çaba sarfetmesini, özveride bulunmasını tecrübe ettiği zaman o yaşadığı minnet, ferahlık ve mutlulukla yavaş yavaş kendisi de başkaları için çaba sarfetmeye, özveride bulunmaya başlayabilir. Hiçbir zorunluluğu olmadığı halde, herhangi bir içsel kaçış hali olmadan Afrika'nın ücra bir köyünde sadece hasta insanlara daha fazla yardım yapabilmek amacıyla yıllık binlerce dolarlık kazancını bir kenara bırakıp yardıma giden bir doktorun davranışı kimi insanlar için saçma, kimileri için takdir edilmesi gereken kimisi içinde bir mecburiyet halidir. Çünkü O bu davranışı yapmazsa huzursuz olur, rahat edemez, artık O'nun duyguları ve içselleştirdiği sevgi çevresindeki 2-3 kişi için bir şeyler alıp mutlu ederek, veya hastanedeki hastalarını rutin olarak tedavi ederek sağlanamaz. Huzur bulabilmesi için daha fazlasını yapması gerekir ve ancak kendisine muhtaç olan O Afrika'lı bebeğin gülümsemesiyle içsel mutluluğu ve huzuru yakalayabilir. Buna benzer bir örneği ihtiyaç duyulan afetlerde arama-kurtarma çalışması yapan takımlarda görebiliyoruz. Hiçbir çevresel baskı ve zorunlulukları olmamasına rağmen yine içsel bir itilimle afet olmadan önce toplanırlar, eğitimlerini yaparlar ve bir ihtiyaç duyulduğunda gerekirse dünyanın diğer ucuna karşılık beklemeksizin giderler, gerekirse hayati riskler alıp üzerlerine aldıkları vazifeyi yerine getirirler. Bu insanları hiçbir duygu enkazın altından çıkardıkları bir kişinin yaşama dönmesi kadar mutlu edemez. Onlar artık gurur ve övünç duygularının çok üzerindeki içsel huzur tatmini ile uğraşırlar. Soğuk kış gününde gerçekleşen bu afette insanların ihtiyaç duydukları giyim eşyaları için evlerinde fazla olup kullanmadıklarını  gönderen diğer insanlarda sevginin üst seviyeli hallerini uygulamış olurlar, ellerini ihtiyaç sahibine uzatmışlardır fakat ilk iki örnekte bahsedilen özveri ve feragat kadar güçlü değildir. O eşyalarını bağışlayanlar da mutlu ve huzurlu olurlar fakat elde ettikleri tatmin ve içsel haz henüz diğerleri kadar olamaz.  Biraz uçlarda örnekler olmakla birlikte anlıyoruz ki insanlar sevginin daha yüksek hallerini yavaş yavaş, kademe kademe olaylarla içselleştirebiliyorlar.

Feragat ve özverinin içinde diğerkamlık, verici olmak vardır. Karşısındaki kişi ile  yer değiştirse karşısındaki kişi kendisi için o yardımı yapmayacağını bilse dahi yardım etmek, O'nun önünü, yolunu açmak vardır. İşte bu duygu ve düşünce hali kişiyi gelişim kademelerinde yukarıya sıçratır, hızla yükselmesini sağlar.

Bahsetmemiz gereken bir diğer uygulama ise affetmek üzerinedir. Affetmek insanın kendisini  üstün ve diğerlerinden ayrı görmesinin bir eylemi olsa da karşındakinin halini kabul etmek, O'nu artık yargılamamak demektir. Neden ve niçinlerle affedilmez. Şartsız, olduğu gibi gözlem yapabilmek ve yaşanılan her anın bir gerekliliğin neticesi olması fikri insanda oluşmaya başladıkça affetmesi gereken şeyler azalmaya başlar. Eskiden günün sonunda 8-10 ayrı affetme çalışması yapması gerekirken bir süre sonra bu sayı çok azalır ve neredeyse affedilecek bir şey kalmaz hayatında çünkü O artık oluşlara saygılıdır ve çözebildiği kadar sebep ve sonuçları anlamakla uğraşmaktadır. Takıntılar, vesvese ve kuruntularına ayıracağı vakti yoktur artık. Bu eksik ve geri seviyeli haller de ancak olayların yarattığı derin yaşamsal yaraların oluşması ve tedavisi ile yerini sevginin güçlü tarafına bırakabilir.

O halde ne mutlu idrakli bir saygı halinde bulunabilene, karşılık beklemeksizin el uzatabilene ve olanı olduğu gibi gözlemleyip, sebep ve sonuçları arasındaki bağlantıları çözmeye çalışabilene. Çünkü insanlıktan son döneminde, maratonun sonunda işte bu uygulamalar bazen yarı idrakli bazen de idrakli olarak beklenmektedir. Yaşamımızda küçücük pırıltıları ile uğraştığımız gerçek sevginin uygulamaları yapıldık sıra asli kaynağına yaklaşan ve hızlanan insan  aşk ile yanar, bu aşk  artık yaratılışa, var oluşa ait bir aşktır ki uygulama yeri dünyanın kaba maddesinden yukarılara, yüksek titreşimli madde hallerine taşar. 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

  • Ahenk 11.01.2016 13:50:00
  • Dua 02.01.2016 23:30:29
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.